Mayıs’taki gibi sokaklarda değiliz, ama gözümüz kulağımız multi-ekranlarda. Uykusuz günler geceler yine kapımızda.

Bugün tüm gün çalıştım. Telefonu kapadım, yayınlara bakmadım, ne oluyor ne bitiyor bıraktım. Akşam 17.00 gibi çalışma inimden çıktığımda ortalık karışmıştı. İstifalar, adres göstermeler, inkarlar, baskılar. Bir an Stokholm sendromu yaşadım sanırım. İçimde bir hüzün, bir üzüntü. Neden ki? İnsan olduğum için mi? Tabiri caizse ‘birilerinin’ kendilerini Allah sanıp şimdi ölümlü olduklarını farkederek tepetaklak düşüşe geçtikleri için empati mi? Ordaki korku, hiddet ve dehşeti hissettiğim için mi?

Silkelendim.

Titreyip kendime geldim.

Geldim mi?

Yok, ben aslında yazdan beri pek kendime gelemedim.

Bir arkadaşım Gezi dönemi başladığında Türkiye’yi bekleyen zor iki seneyle ilgili yazıştığımızı (2013-2014) ve 2014’ün ikinci yarısında artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını söylediğimi hatırlattı. Derken kolay dedim, yaşarken nasıl peki? İşte teorinin pratiğe geçme zamanı. Bütün o sert açılar, güçlü nesil gezegenleri, itmeler, çekmeler, kırılmalar, patlamalar. Bir yandan alttan kendini hissettiren deprem, diğer yandan patlamak üzere olan bir volkan. Hayır mı şer mi? Her ne ise, altımızdaki yerin yerinden oynadığı kesin.

Yarınla ilgili garip bir hissiyatım var. Ne açıp harita baktım ne bomba gibi teker teker düşen olayları anlamlandırmaya çalıştım. Neden böyle bir his derseniz yakaladığım tamamen kişisel bir ipucu. E nasıl peki? Bunun için astrolojiye gerek yok ki. Zira artık bütün o öngörülerin, görünmeyen, bilinmeyenlerin görünmesi, bilinmesi gün gibi.

Mi?

Her açılan kapı kapanıyor, her pencere üstüne sıva çekiliyor, kilit üstüne kilit vuruluyor.

Çırak-çuruk-çırak-çuruk.

Kilit kilit kilit.

Bastır bastırabildiğin kadar.

Gezi döneminde Yaşar Kemal okuyordum, şimdi baktım yine elimde bir Yaşar Kemal. Romandaki karakterler küçük bir kaş kalkışından mutsuz olup en ufak bir göz pırıltısıyla mutluluktan uçarken ben de kendimi yine böyle dakikası dakikasına uymayan, bir öyle bir böyle gider ruh hallerine girer buldum. Bu da başka bir kişisel ipucu.

Halbuki gündem neydi? Eskiyen ve kirli sepetine göndermek için can atılan bir yıl, yepyeni, taptaze, umut dolu yenisine hazırlık.

Yeni yıla yeni umutlarla, yenilenerek girmek mümkün olacak mı yoksa bu memleketin döngüsü hep aynı tas aynı hamam mı?

Bir haftalık yaşanmışlık, biriktirilmişlik, yazamamışlık işte bu gündemin ötesine geçemedi, oturan boğa şeklinde çöktü kaldı.

Sabah ola hayrola.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s