Yelkenliyle Gelenler II – Korkular

Ben denizden korkarım aslında. Hem yakın olmak, uzak düşmemek isterim, hem de biraz aksi yüzünü göstersin o derece ürkerim.

Geç yüzdüm ben, etkisi var muhakkak. Çocukken Karadeniz’in dalgalı, yürü yürü dizini geçmez sahillerinde dudaklarım morarıncaya kadar sudan çıkmaz, o derece tehlikeli Kilyos denizinden kendimi sakınmak için de fazla maceraya atılmazdım. Hiç şakası yoktu Karadeniz’in. Gözümüzün önünde yutup gitmişti Amerikalı basketbolcuları dalgalar öteye ata ata, bilirim. Caddebostan’ın denize girilebilir zamanlarında, şimdiki sahil yolundan çok önce, Balık Adamlar Kulübü’nün iskelesinden ayağım kayıp küçük bir boğulma tehlikesi atlattığım da oldu, yüzme okuluna gidip elimde tahta bordla dibi boyladığımda. (Harbi o zaman tahtalarla yüzüyorduk, nerde şimdiki köpükler, yüzer lastikler?)

Herkesin çeşitli korkuları vardır ya, benimkilerden biri de suyla ilgili. Yüzememek, batmak, boğulmak. Bunun denize çıkmama yansıyan bir yanı yok gerçi, ama deniz konusu risklidir, içten içe ürpertir beni. Kabuslarımda muhakkak bir deniz kenarı, üstü, altı vardır bilinçaltımdan fışkıran ve beni yutan.

Küçük bir yelkenliyle dört kişi açıldığımız ilk seyahatimizde mahvolduğumu hatırlıyorum. Ki ben daha önce dalış turlarına gitmişim, çeşitli boyda teknelerle çıkmışım. Ama hiçbiri yelkenli değil, denizden yüksek ve uzak deniz araçları diyelim. O ilk sefer tekne 15 derece yana yatsın attığım çığlıklar, sürekli mide bulantısı, baş dönmesi, gözümden gelen yaşlar, öne gidip gözlerimi ufuk çizgisine dikerek derin nefes alıp vermeler, kendi kendime küfür etmeler -ah kafasız ben ah, nasıl düşünmezsin bunu kaldırıp kaldıramayacağını, 10 gün nasıl geçecek nasıl nasıl-, kaç senelik yelkenci Bey’e koşulsuz teslimiyetimi ve güvenimi sorgulamalar -gerçekten her şeye hakim mi, kontrolünde mi, güvende miyiz, değil miyiz-, bitmeyen, durmak bilmeyen düşünceler, vırvır dırdırlar. Birkaç günlük hırpalanma sonrası sallantıya, yan yatmalara, rüzgara, dalgaya alışmıştım. Alışmıştım derken hala geriliyordum, deniz tutuyordu, ama ona göre pozisyonlanıyordum. Hiç içeri girmiyordum misal. Girdim mi bittim çünkü, bulantıdan kurtuluş yok. Yelken basıp rüzgarla yana yattık mı teknenin üst tarafındayım, yüksekteyim. Psikolojik olarak güvendeyim.

İlk seferin bu sürprizli ve damardan girişi sonrası korkum, tercih sebebine döndü. Deniz demek yelkenliyle açılmak demekti artık. Her çıkışımızda o sallantı, çalkantı ve uyumlanma süreci azaldı, zihin ortamı hatırladı, bedeni ayarladı, yumuşak geçişlerle karacılıktan denizciliğe doğru kaydım.

Geçtiğimiz seyahat o ilk sefere döndüm sanki. Bir türlü beynimdeki, bedenimdeki sıvılar, sular denizle uyumlanamadı. Hep bir leylalık, hep bir sersemlik. Küt devril yat, yattığın yerde serbest kal, kasmadan, iniş çıkışlara, yatıp kalkmalara bırak kendini, bırak ve salın. Kafamda sürekli bu. Suyu dinle, çalkantısını hisset, sen de onunla çalkalan, hadi gülüm çalkalan.

Bendeki bu kavramsal direktifler ve analitik tespitler yerinde olduğu kadar gayet yersiz de oluyor. İşte ispatı. Düşüncelere sabitlenip ortamdan feyz alamama durumu benimkisi. Olayın kendisiyle değil, kavramıyla mücadele. Sağolsun Bey duruma el attı, dedi ki geç dümene. Hem biraz rüzgar ye, hem hesap yap, tekneyi yürüt, hem de tekneyle uyumlan.

1 saat kadar dümendeydim. 6 ila 8 knot arası bir hızla götürdüm tekneyi. Ayakta, tek diz sabit, tek diz kırık. Biri köklenmiş, diğeri dengeyi sağlamak üzere değişken. Bu sürenin sonunda Bey bana ‘iyi dümencisin’ dedi. ‘Rotayı benden iyi tutturuyorsun’.

Düşündüm.

Suya uyumlanma, esneme, değişkenlik gösterme konusunda zorlanırken rotayı tutturup dümeni sabitlemede başarılıydım çünkü benim gücüm buydu. Sabitlemek, sürdürmek, devam ettirmek. O bulantılar ve suya uyumlanamama sürecinde kafamın içinde kendi kendimi yiyip bitirirken (kaskatı kesildin, gevşeyemedin, kontrolü bırak hadi, her şey yolunda, istediğin bu senin, iyot, hava, yol) sağlam durmanın dümende faydasını gördüm. Öyle sağlam durmuşum ki dümeni bıraktığımda yere köklediğim bacağım acık tutulmuştu. Ertesi gün merdiven inip çıkarken hafiften inledim. Önemli değil, o izle yeniden kendimi kabul etme sürecine girdim.

İlk günlerin dümen tutması iyi geldi, ama sonra hava sertleşince doğal olarak erkekler devredeydi. Ben yine havuzda devrilip yattım. Gözlerimi kapadım, arada güneş kendini gösterince ısınıp uyukladım. Rüyalar içinde yüzdüm, dalgalarda batıp çıktım, bilinçaltımın bilinci hazırlamasına uyandım. Kalktım. Kafa hala bir dünya, ama ordayım, duruyorum, dayanıyorum. Bey ‘Dayanma gücüne hayranım’ dedi. Bu da bir sabitlik dedim. Dayanmak bulunduğun pozisyona sıkı sıkıya tutunmak, bırakmamak demek. Sabırla, sebatla. Etti iki. Kendimde eleştirdiğim sabitlikleri denizde yeniden kucakladım, okşadım. Ve sonunda yumuşadım.

Bütün seyahat boyunca ordan burdan pörtleyen azlarımı, çoklarımı, güçlerimi, korkularımı karşıma oturttum. Gözlerimi kapatıp uzun bir nefesle hepsini buyur ettim içeri teker teker, sonra bir nefesle yolcu ettim kendilerini toplu halde. Kapıyı açık, ışığı yanık bıraktım, beklerim dedim, devam ettim.

Denizden korkarım demiştim. Denizde sabitlikten de korkarmışım. Kendi sabitliğimden, direncimden, değişmezliğimden. Halbuki menüde bu da varmış. Gerekli malzemeler listesindeymiş. Arada bir yaslanmak için iyi gelirmiş.

E bu yazı böyle biter mi?

Bitti.

3 Replies to “Yelkenliyle Gelenler II – Korkular”

  1. Denizden daima korkulması gerekenler sınıfındayım. Annem ve Babamın dediğine göre 40 günlükten itibaren denizde olan biri olarak bu olguyu bilmek bu felsefe ile denizlerde yaşamak tecrübe gerektiren bir düşünce.
    Ben de aynı şeyleri yaşadım ancak karşı noktaya sabitlenip dümen ile bütün olmaya başladığın anda aslında sen tekne olup onunla hareket etmeye ve rahatlamaya başıyorsun tıpkı motorda arkacı olmak gibi.
    Bundan sonraki seyahatlerin umarım çok daha rahat geçer ama hep unutulmaması gerekn ne kadar iyi denizi bilsen de deniz senden çoookkkkk büyük.
    Sevgilerimle..
    Ayşen Üçcan Keskinkılıç

    Beğen

  2. Hislerime tercüman olmuşsun Ayşen. Benim korkum denizin büyüklüğünden. Denizi ne kadar iyi bilirsen bil, tanıdığını, hakim olduğunu san, her zaman kontrol onda, otorite o. Sen uyumlanmak, onu öğrenmek, ona göre yol çizmek durumundasın. Ve deniz sürprizlerle dolu, değişken, hiç bir zaman sabit değil. O yüzden de benim için vazgeçilmez, tüm korkulara rağmen. Sevgiler..

    Beğen

  3. Geri bildirim: Yapboz « MINDMILLS

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s