Yelkenliyle Gelenler I – Sesler

Bayram seyahati nelerden ibaretti diye düşünsem sesler derdim. Bazen sessizliğin içinde kendine yer bulan küçük bir çırpıntı, bazen kavga gürültü kopan kıyametin içindeki akordsuzluk. Çeşit çeşit, oktav oktav, tiz tok.

Yaklaşık on senedir Türkiye’de ve yurtdışında charter yelkenli kiralayıp çıkıyoruz. Yelkenci Bey ve miço ben bazen iki başımıza bazen yelkenci başka arkadaşlarımızla mevsimine göre rüzgara ve engin sulara bırakıyoruz kendimizi. Böylesi bir denize (veya tatile) kavuşma tarzına alıştıktan sonra her türlü kara bazlı kaçamak dar, sıkışık, fazla sabit geliyor. Belki o yüzden adalara daha çok rağbet ediyoruz, ada içinde bile feribotla dolaşıyoruz.

Yelkenliyle seyahat denizi seven, denize yakın, denizle iç içe olmak isteyen için ayrı bir tat, özgürlük, macera hissi, huzur, mutluluk veriyor insana. Ben şükranla doluyorum yelkenliyle çıktığımda. Bunu herhangi bir tekne seyahatiyle karşılaştıramam. Gulet, motoryat, bunlar bambaşka hikayeler. Elma ve armut hesabı. Bir tek katamaran için yorumum yok, daha çıkmak kısmet olmadı, ama hissiyatım yelkenli motoryat arası bir yerde. Bir zaman o da olur inşallah, kısmet.

Her denize açılmamız sonrası hikayeler, fotoğraflar, güzellikler olduğu kadar talihsizlikler, maceralar da birikiyor, paylaşılıyor. Tekneyle seyahat başlı başına bir heyecan ve merak konusu, ama görünenin, özenilenin ötesinde yelkenliyle seyahatin herkese gelmeyecek yanlarını da belirtmeden olmuyor. Daha önce çıktığımız seyahatler sonrası denize dökülenler oldu malesef! Şakası bir yana, hani insanlar birbirini bir seyahatte bir rakı sofrasında tanırmış derler ya, ben size yelkenliyi deneyin derim. Denizin şakası olmaz. Kurallar, kontroller, düzen, uyum, esneklik önemlidir. Sınırları belli, kıç kıça bir alanda ya herkesin bir rolü vardır ya da bir lider vardır onun sözü geçer. Kaptandır, skipper’dır, liderdir. Bunu bilmeyen, anlamayan, kaldıramayan adama (yelkenci ya da değil) yelkenliyle seyahat ağır gelir. Bunu bilir bunu deriz, yelkenliyle seyahat herkese göre bir tatil veya spor değildir.

Niye böyle bir diskura girdim bilmiyorum inanın. Geçmişte yaşadığımız başka seyahatler aklımdan bir bir geçti sanırım. Oysa bu sene son derece keyifliydik. Ne istediğimizi bilerek, buna hazırlanıp (hava şartları anlamında) önlemlerimizi alarak, hem yol yapmak hem yemek içmek için çok uyumlu iki çift bir ufak oğlandan ibaret beş kişiydik.

İstikamet Yunan Adaları’ydı. Yunanistan Lavrion Limanı’ndan çıkarak Sikladların (Cyclades) bir bölümünü (Kea, Kithnos, Milos, Polyagos, Paros, Syros) dolaştık. Rotamızı hava durumuna göre belirledik. Riskli bir mevsimdi. Gitmeden tatilin ortasında yağmura yakalanacağımızı biliyorduk. Adeta dört mevsimi yaşadık. Gittiğimizde ılık bir sonbahar tadındaydı hava, haftabaşında yaza döndü, ısındı da ısındı. Çarşamba itibarıyla kapkapa bir gökyüzü, simsiyah bir deniz, gittikçe üstümüze yaklaşıp sonunda dolu şeklinde bindiren bir yağmurla kışa girdik birden. Gece yattığımda kamaranın tepe hatch’lerinden basan serinlikten yüzüm üşüdü, uyandırdı beni. Hava gerçekten soğumuştu. Haftasonuna doğru yavaş yavaş bahara döndük yine. Seyahati Atina Plaka’da sıcak bir ilkbahar günü tadında kapadık.

Sesler demiştim. Böyle dört mevsimi yaşadığın bir seyahatte teknenin, rüzgarın, denizin, halatların, zincirin, rüzgar jeneratörünün, usturmaçaların sesleri birbiriyle yarışıyordu. Susmadan konuştular, sürekli birşeyler anlattılar. Ben de aynı süreklilikte gözlem ve dinleme halindeydim. Rüzgarı kafadan aldığımız bir seyirdeyken, gece kamarada yatarken, sakin bir koyda alargada kitap okurken, lastik botla kıyıya çıkarken, sırt üstü kendimi suya bırakırken, limanda yanımızdaki teknelerdeki insanların konuşmalarına şahit olurken.

Garç-garç-garç-garç-garç. Gerip çeken, çekip iten koltuk halatları.

Tak-tak-tak-tak-tak. Düzenli, düzensiz vurup kaçan, sonra birden çarpan çarpan çarpan direk halatları.

Çıp-çıp-çıp-çıp-çıp. Ölü dalgalarla bir sağa bir sola sallanan teknenin kıçına, başına usul usul çarpan, çırpınan şıpırtılar, damlalar, dalgacıklar.

Fısss-fısss-fuuUUUuuuf-fuuUUUuuuf. Hafif bir meltemle durup tıslama haline geçen, arka tepeden basan rüzgarın şiddetiyle kendini kaybedip deli divane dönen rüzgar jeneratörü.

Foşşş-foşşş-foşşş-foşşş. Yandan yandan gelip geçen kaba büyük dalgalar, teknenin burnunu kıçını yalayıp geçen beyaz köpükler.

Bütün bu sesleri dinlerken insan vücudunun bu çalkantılı mizaca uyumlanmasına, uyumlanamamasına, çalkantıyla mücadelesine, nihayetinde sallantıya sabitlenmesine, sabitlenmeyle karada sallanmaya geçmesine, beyinle bedenin, insan psikolojisinin uyum sürecine dair düşündüm.

Uzun uzun düşündüm bu seyahatte. Astroloji üstünden, elementler üstünden, mitoloji üstünden düşündüm de düşündüm. Kimi zaman bütün gün yol yaptık sert ve kapalı bir havada. Ne güneşlenilir, ne kitap okunur. Kat kat soğan gibi tulum, mont, eldiven giyilir. Ya uzanıp yatılır, ya dümen tutulur ya oturulup etraf gözlemlenir, hissedilir, düşünülür. Hepsini yaptım sıralı sırasız. Hani düşünceleri asmıştım ya bulutlara. İşte o düşünceleri yazmak artık bir sonraki yazıya.

Devam edecek.

6 Replies to “Yelkenliyle Gelenler I – Sesler”

  1. Ne güzel ifade etmişsin; … insan vücudunun bu çalkantılı mizaca uyumlanmasına, uyumlanamamasına, çalkantıyla mücadelesine, nihayetinde sallantıya sabitlenmesine, sabitlenmeyle karada sallanmaya geçmesine, beyinle bedenin, insan psikolojisinin uyum sürecine… derken. Denizde tekneye uyum üzerinden çok naif bir yaşama gönderme olmuş! Ya da okuyunca bana düşen hissi bu oldu…

    Beğen

  2. Teşekkür ederim. 🙂 Demek istediğimi çok iyi kavramışsın. Yelkenliyle denizdeyken hayata dair çok basit ve temel birtakım şeyleri gözlemleyip anlamlandırabiliyor insan. Sanırım bir sonraki yazımda biraz bunlara değineceğim. Sevgiler..

    Beğen

  3. Denizi ve denizciliği ne kadarda hoş anlatmışsınız. Bence bu duyguyu her yaşayan yelkene dört elle sarılır ve kanımca da sarılmalı. Böylelikle dünyayı daha net gözlemleyip analiz edebilir.

    Beğen

  4. Teşekkür ederim. Deniz ve denizde insanın halleri hayata, yaşamaya dair o kadar çok ipucu veriyor ki. Benim için hem özgürleştirici hem yüzleştirici. Olduğu gibi..

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s