Haritalar beni heyecanlandırıyor. Yolculuk esnasında elime geçirdiğim şehir, bölge, ülke veya dünya haritalarına baka baka başka alemlere dalıyorum. Uçaktaysak misal bu deneyimi daha çok kendi içimde yaşıyorum, ama karayoluyla bir yere gidiyorsak çenem de düşüyor. Sürekli soru soran, soruların cevaplarını anında isteyen çocuklar gibi oluyorum.

Babam gençliğinde Fransızca rehberlik yapmış. Kendisi ansiklopedi gibidir. Bir tarihi eserin, sarayın, caminin, kalıntının yanından geçeriz. Mimarını, hangi döneme ait olduğunu, hikayesini ince ince döker anlatır. Baba böyle olunca büyüdüğünde yanında oturan adama da aynı muameleyi yapıyorsun. O ne, bu nerede, şurası neresi, bidi bidi bidi. Bey de benim bu huyumu bildiğinden ikiletmeden şıp diye cevap verir. Bazen dalıp gerçek mi diye baktığım olur, bakınca anlarım hanyayı konyayı. Hoş, benim Bey de ilkokuldayken ansiklopedi okurmuş. Sınıf müfettişi kontrole geldiğinde kendisinin soru sormasını yasaklarmış sınıf hocası, antin kuntin sorular sorup herkesi rezil rüsva edecek diye. Öğrenme, bilme merakı böyle birşey işte.

Benim bilme, öğrenme merakım teoriden çok yaşamak, deneyimlemek üstünden şekilleniyor. Çocukken okumaktan ziyade harekete, düz duvara tırmanmaya meraklı olduğumu başka yazılarımda belirtmiştim. O zamanki hareketliliğin aslında nasıl bir öğrenim deneyimi olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Gözüm Türkiye dışındaki dünyaya açıldığı andan itibaren yabancı memleketlere gitmek, insanlarıyla tanışmak, bilmediğim diyarları bizzat görüp deneyimlemek istedim. Bu anlamda ilkokul, ortaokul ve lise yıllarımın oldukça kıt geçtiğini belirtmeliyim. Klasik olarak ailelerin kendilerini attığı Ege-Akdeniz sahillerinde geçen yaz tatilleri dışında pek seyahatimiz olmazdı. Üniversite zamanı kabak çiçeği gibi açıldım. İlk defa yurtdışına çıktım. Üniversitenin voleybol takımıyla Fransa’ya, Cergy’ye spor turnuvasına gitmiş, ordan Paris’e geçmiştik (Paris’in hayatımda illa önemli bir yeri olacakmış demek ki, şimdi düşününce). Gidiş o gidiş. Seyahat hayatıma çıkmamak üzere giriverdi.

Nerden geldim şimdi buralara?

Malum önümüz bayram. Ufukta yolculuk göründü. Yukarıda seyahatlerden ne kadar keyif aldığımı ve değer verdiğimi bir nebze geçirebilmişimdir sanırım. Zaten her seyahati bir şekilde yazıya döküyorum, sürekli okuyucular hatırlayacaklardır. Buna rağmen bugün bir mızırdanma, bir isteksizlik üstümdeydi ki mıymıntı bir kedi gibiydim. Miy miy miy miy sürekli kendi kendime birşeylere mıyırdanıyorum. Geçen hafta havanın bozmasının etkisi var tabii. Öyle bir üşüdük ki, güzelim güneş açmasına, bedeni ısıtmasına rağmen beynim sistemi sıfırlayamadı, soğukta donup kaldı. Yanıma ne alacağım, soğuk mu, sıcak mı, üşür müyüm, donar mıyım, eksik var mı, alışveriş yapmalı mı, of ne alışverişi, ihtiyacım mı var, yok, e o zaman, alışkanlık işte, bırak şu kafaları, ya ne kafası mızmızlanıyorum ben, don atlet gideceğim gör bak sen..

Seyahat ne derseniz, yelkenliyle Ege’de açılacağız inşallah. Sezon biraz riskli. Geçen hafta yağmurlu, serince, ara ara fırtınalıymış. Bu hafta iyi veriyor, 24-25 derece civarı. Arada hafif atıştırıp geçerse (ama geçip gidecek) o da kabul. Artık tulumum bile var. Yağmura tutulunca sadece mont kurtarmıyor. Tulum, hatta plastik çizme gerekiyor. 3 sene evvel Mayıs ayında 48 saat süren yağmur altında dönüş yaptığımızı bilirim. Ne kuru kıyafetim, ayakkabım kalmıştı, ne de teknede ıslak olmayan bir nokta. Gece içeriye kurusun diye astığımız her türlü atlet, çorap, mont vesairenin teknenin içini ufak bir gecekondu mahallesine çevirdiğini, lumbozların nemden buhar olduğunu hatırlıyorum. Üşümüyorduk, ama ıslaktık. Bir sobamız eksikti.

İşte bu fantastik kurgular, sinek vızıltıları, kedi miyavlamaları içimde dışımda sürer giderken Bey deniz haritalarını getirdi. Rotamızı kapsayan bölümü çıkardı, açıp masanın üstüne serdi.

Bir ki üç tıp!

Büyülenmiş bir surat ifadesi bendeki.

Bütün mızırdanmalarım anında bitti.

Kaç kere baktım bu haritaya daha önce bilmiyorum. Bu rotayı daha önce birkaç kere de yaptık.

Ama yine de bir ki üç tıp!

Önümde açık deniz, üstüne serpiştirilmiş o kara parçaları, adalar, yarımadalar, anakaralar kendini gösterdi ya, anında yelkenleri suya indirdim, rahatladım, heyecanlandım, pıpırlandım, canlandım, dağıldım, toparlandım, güldüm, kikirdedim. Ortaya karışık yanar döner misali birşey oldum çıktım.

Kafamdaki vesveseler yerini rotaya bıraktı. Aldım elime Lonely Planet’i, başladım okumaya. Bir dağ, bir tapınak, bir volkan, bir efsane derken kafamda görmek istediklerim hafiften şekillendi. Arkasından Deezer’ı açtım, bir iki albüm attım offline çalma listesine. Yanıma alacağım kitapları düşündüm sonra. Şu Harita ve Topraklar hala bitmedi. Konsantre bir insandım, sulandım. Kısmet bu seyahatedir belki. Harita aşkıyla yanıp tutuşan biri için daha güzel başlık olamaz değil mi? Ek olarak da Yaşar Kemal’in Bir Ada Hikayesi dörtlemesinin son kitabı Çıplak Deniz, Çıplak Ada’yı koydum mu tamamdır. Mis. Hem harita hem ada, ikisi birarada.

E oldu. Ben hazırım galiba. Şu koca harita beni kendime getirdi. Büyülü sanki.

Bir ki üç tıp!

Şşşşş. Sessiz lütfen. Haritayı dinliyorum gözlerim kapalı.

Seyahatte yazacak mıyım bilmiyorum. Bugünlerde elektronik aletlerle ilişkimi sorguluyorum. Beni yorduklarını görüyorum, ama yeterince ara vermiyorum. Şu anda yapmaktan en keyif aldığım blog yazmak bile beyaz bir elektronik ekrana bakarak olduğu sürece, verdiği haz kadar sağlığımdan da alıyor.

Bunları düşüne düşüne giderken sizlere şimdiden iyi bayramlar, seyahate çıkanlara iyi tatiller diliyorum.

Unutmadan, 19 Ekim sabaha karşı 02.38’de doğacak Koç’taki Dolunay’ın ve kısmi Ay Tutulması’nın keyfini çıkarmayı unutmayın. Geçen Yeniay zorlu güçler biraradaydı. Bu Dolunay o tohumun meyvesini elimize alma zamanı.

Ek: Tam yazıyı yayınladım, birden bir şimşek çaktı beynimde. Harita dedim kendi kendime. Doğum haritası, transit haritası, ilerletilmiş ay haritası.. Haritaların büyülü dünyası. Ah haritalar ah..

4 thoughts

  1. Ne güzel hayatın keyfini çıkarıyorsun Neslihancığım. Mutlu bayramlar, sıcak ve güneşli havalar diliyorum.

    Beğen

  2. Mutlu günlerle dolu bir seyahat olsun Nesliciğim… bu arada Yaşar Kemal’inn dörtlemesinin son kitabını beğenecek misin bilmem, ben oldukça hayal kırıklığı yaşadım. Belki yanına yedek kitap alırsın diye yazıyorum. 🙂 öperim ikinizi, pardon üçünüzü de..

    Beğen

  3. Çok teşekkürler İnci. 🙂 Valla ben üçüncü kitapta o hayalkırıklığını yaşadım. İlk ikinin şairene giriş ve ilerlemesinden sonra Tanyeri Horozları bana tekrar ve bir türlü ilerlemeyen bir kısır döngü hissini verdi. Hafiften içim katıldı, ara verdim, ama hikayenin sonunu merak ediyorum. Bu yedek kitap. Şu an aslında Michel Houellebecq okuyorum, Harita ve Topraklar’ı.
    Biz de sizi öpüyoruz. Sevgiler..

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s