Filmekimi başladı da bitiyor. Biz de bütün haftayı fazla doldurmadan, damak tadımıza göre beş filme bilet aldık. Her sene olduğu gibi, kaç bilet alırsak alalım bu kaide değişmiyor, bir tanesi güme gitti, yandı. Nazar boncuğu bileti. Elde kaldı dört. Bunlardan üçünü gördük, biri bu akşam. Gördüklerimizden ikisine tik attık, birine eh dedik.

Tik atılanlardan biri Filipinler filmi Metro Manila‘ydı. Metro Manila ‘uptown Manila’ demekmiş. Daha önce Filipinler filmi seyretmemişim sanırım. Yine coğrafi bir bakış açısıyla baştaki pirinç tarlaları, set set yeşillikler, doğa içimi açtı. Sonra Manila’nın sefil, yoksul, her metropolde yaşanan keşmekeşinden dem vuran çıkmaz içindeki hayatları görünce içim sıkıştı. Hikayenin, insanın, hayatın gerçekliği acıttı. Yanısıra ajitasyona mahal vermeyen filmi keyifle seyrettik.

Eh dediğimizi geçiyorum, zira ‘psychedelic‘ desem belki biraz fikir verir. Bilinçli bir seçimdi, rahatsız edici olmasını bekliyorduk. Sadece beklentilerimiz daha yüksekti, bu anlamda vasat kaldı. Bari adını vereyim. A Field In England/Büyülü Tarla.

Gelelim yazının başlığına. Bir Jim Jarmusch filminden bahsedeceğim. Son eserinden. Only Lovers Left Alive/Sadece Aşıklar Hayatta Kalır.

Sadece yönetmen değil, hayranı, hatta hastası olduğum Tilda Swinton’ın başrolde oynaması da bir etken. Ezelden beri birbirlerine aşık olan iki vampir etrafında dönen bu filmin tabii ki bilinen anlamda tüketilen popüler kültür vampir dünyasıyla alakası yok. Jarmusch gözüyle kült bir vampir dünyası adeta. Benim için oldukça dark (bunu Türkçe nasıl ifade edeceğimi düşündüm, tek kelimeye sığdıramadım. Karanlık, yoğun, nemli, kasvetli, derin mi derin. Plütonik desem yeri, ama öyle korkunç değil, esprili), ağır tempolu, estetik, müzikal, tarihe, edebiyata, sanata, hayvanlar ve bitkiler alemine dair ipuçları veren, Latinceyi bu anlamda sıklıkla diline dolayan –ah amanita muscaria ah-, bütün bir film boyunca iyi de nereye bağlanacak bu şimdi diye adamı sorgulatıp sonunda işin özüne dönen ve noktayı koyan bir film.

Ormanımızdan Amanita Muscaria

Tilda Swinton’un android güzelliğiyle (evet benim için güzel kadın biraz uzaylı oluyor sanırım!) her karşılaştığımda kendi görünüşümle ilgili aykırılıklara gidesim geliyor. Şimdi tam saçı başı doğal rengine, kendi haline, uzayıp gitmeye bırakmışken o platin, rasta gibi, tırıs tırıs, pasaklı, dağınık, kabarık saçlar beni benden aldı misal. Ve o beyaz, bembeyaz ciltler. Ah o vampirlerin kansız, cansız, soluk benizli, mermersi, pürüzsüz ciltleri. Büyük ekrandan seyredince olacak o kadar kapılıp gitme etkisi.

Tilda Swinton / Only Lovers Left Alive

Filmdeki bir başka güzellik Lübnan saflarından esti geçti. Bir barda sahneye bizzat kendi olarak çıkan Yasmine Hamdan ve güzelim sesi, müziği, cismiyle karşılaştık. Kendisi bu gece Salon İKSV’de konser verecek. Canım çok çekse de bu akşam filme biletimiz var. Festivaldeki son filmimiz. Yasmine’i canlı dinleme fırsatı başka bahara kaldı. Kısmet. Biz Bey’le kendisinin son albümü Ya Nass’ı defalarca dinleyip favori parçalarımızı seçtik. Filmde söylediği parça son albümünden Hal, albümün çıkış parçasıysa (sanırım) Deny. Benim size armağanım ise dubleli.

Yasmine Hamdan

Yasmine’den Deny ve Shouei Arapça indie elektronik müzik sevenlere gelsin. Bu Pazar yazısı sinema, müzik, sanatla noktalansın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s