Eye of the beholder.

Bakanın gözü. Kendi gözleriyle gördükleri, gördüklerinden içine aldıkları, aldıklarıyla anlamlandırdıkları, kurguladıkları, hissettikleri. Bakarken bulunduğu nokta. Yer, konum, ortam. Önündeki, arkasındaki, sağındaki, solundaki. Fiziksel, psikolojik, zihinsel, duygusal olarak kuzey, güney, doğu, batısındakiler. Geçmişinde, şimdisindekiler, geleceği için hayalindekiler.

İşte tüm bunlar kişinin bakış açısının gerçekliğiyle bir noktada buluşup bir anlam ifade eden bilgi parçacıkları. Gerçekliğin kişisel yorumuyla dünyaya indirgenmiş hali.

Dünyamız bulunduğumuz yerden gördüklerimiz, kendi bakış açımızla sınırlı. Objektif veya sübjektif olmak, mantıklı veya duygusal davranmak, gerçekçilik veya hayalperestlik. Tüm bu bileşenler ve ötesindeki saymakla bitmeyecek sıfatlar, nitelikler bizi biz yapan mizacımızın eşsiz kompozisyonunun parçaları. Bu her birimiz için farklı, o yüzden de tepkilerimiz, kendimizle, diğerleriyle ve hayatla ilişkimiz bu bakış açısıyla çerçeveli.

Astrolojide insan mizacını anlamak ve anlatmak için mitolojiden (Yunan, Roma, Babil, Sümer, Mısır vs) yararlanılır. Kollektif mitoloji bize, psikolojide Carl Gustav Jung’un arketipler diye bahsettiği birtakım kollektif gerçekleri sunar. Biz bu gerçeklerin içine doğmasak, yaşamasak, bize bizzat aktarılmasa da bu bilgi bize evrenden aktarılır ve bilinçdışında bu bilgiyle dünyaya geliriz. Misal Tabiat Ana buna bir örnektir. Annelik bir arketiptir. Onun varoluş sebebi beslemek, büyütmek, korumak, kollamak, doğurmak, bereketli olmaktır. Bu evrensel bilgi dünyaya gelmemiz (hatta Jung’a göre ilk anne sütünü emmemiz) itibarıyla bize aktarılır.

Arkasından sosyal mitoloji gelir. Yaşadığımız coğrafya ve zamana göre farklı sosyal bilgilerle örülürüz. 21. YY’ın 13. yılını devirmemize az kalmışken Türkiye’de evlenmemiş ya da evlenip boşanmış orta yaşlı bir kadının durumuyla Japonya’da veya Kanada’dakinin hayatı bir midir? Gülse Birsel Türk kadınına dair bir yazı yazmış, belki görmüşsünüzdür. Bahsettiği gerçekler dünyanın hangi noktalarındaki kadınlar için de geçerlidir ya da geçerli midir? Bulunduğumuz sosyal çevrenin bilgileri de doğduğumuz coğrafya ve zaman itibarıyla bilinçdışımıza aktarılır, bu bilgiyle donanırız.

Üstüne aile mitolojisi gelir. Her aileninki birbirinden farklıdır. Sizin ailenizde kadının rolü nedir? Erkeğin rolü nedir? Güç kimin elindedir? Besleyen, büyüten kimdir? Öfke nasıl karşılanır? Duygular nasıl yaşanır? Aile mitolojisi de mizacımızı oluşturma anlamında oldukça kritik bir rol oynar.

Kollektif, sosyal ve aile mitolojilerinin üstüne de kişisel mitolojimiz gelir. Hepimizin bu dünyaya getirdiği öz, o her neyse, biricik kişisel mitolojimiz işte budur. Yukarıda bahsettiğim kollektif, sosyal, aile mitolojileri bizi biz yapan özellikler üstünde önemli bir rol oynasa da bunlar aslında içimizde varolan özü çevreleyerek katmanlar katarlar. Öz yine kendi içimizdedir. Onu bulmak, gerçekleştirmek de kendi elimizde.

İşte bütün bu katmanlar üst üste binince birçok bileşenden oluşan bir bütün haline geliriz. Bu bütünün bakış açısı da bütün bu donanımla, bilinçte olan olmayan tüm bu bilgilerle yansıtılan bir merkezden dünyaya ulaşır.

Ajans zamanından çok basit bir örnek.

İş yazışmasının duygusu olmaz. Mimiği jesti bulunmaz. Olsa da göremezsin, özellikle iki satırda bir gülücükler koyup yazışmayı arkadaşına mektup yazdığın bir üsluba çevirmediğin sürece (bakın, işte bu benim bakış açım, sizin olmayabilir). Ne diyorduk? Yazışma. Amaç bir bilgi aktarımı. Profesyonel, medeni yazışma kuralları çerçevesinde bir mail atarsın, bildirim yaparsın. Hooop, bir cevap gelir, donar kalırsın.

‘Selam Ayşe, rakip marka xx’in yeni reklam filmi çıkmış. Alalım. Teşekkürler’.

Gelen cevap:

‘Emredersin!’

Efendim?

Bunu bizzat yaşadım. O Ayşe’yle benim için böyle tatsız başlayan ilişkimiz de sonra kibar ve seviyeli bir hale döndü, ayrı, ama başta yaşadığım şok beni dumur etti. Benim için son derece temel bir iş yazışması nasıl böyle bir öfke tepkisine sebep olmuştu hayret etmiştim. Anladım sonra çıkış noktasını tanıyınca, konuşunca. O da beni kavradı. Karşılıklı birtakım ayarlamalar yaptık, birlikte iyi de çalıştık. Yine de o ilk tepkisine hak verdiğimi söyleyemem. Ben onun yerinde olsam böyle yapmam dedim. Ama o öyle, ben de böyle. Mitolojilerimiz ve özümüz farklı. Bunu o zaman bilmiyordum tabii, şimdi yazdığım gibi gayet cool da geçirmedim süreci, ama o noktada kalmadım, ilerledim.

Bütün bu donanım -bu dünyaya belli bir potansiyelle gelmemiz ve onu gerçekleştirmek üzere bir yol çizmemiz- ve bilgiler bütünü olan, doğum haritamızda yer alan özümüzün çerçevesi olsa bile, bizler, insanlar yaşayan organizmalarız. Yerimizde saymıyoruz. Her bir gün ilerliyoruz.

We are in progress.

Bu tabiri ingilizce doldurduğumuz ajans/müşteri arasında paylaşılan durum raporlarında çokça kullanırdık.

Work in progress. İş çalışılıyor.

Presentation. Sunum.

İşte o work in progress durumu insan için de geçerli. Biz aslında hep in progress bir süreç içindeyiz. Sürekli ilerliyoruz. İlerlemek kelime itibarıyla öteye gitmek anlamına geliyor, birşeyleri de geride bırakmak. Bu ilerleme illa olumlu anlamda olmayabilir tabii. Burada dikkat çekmek istediğim değiştiğimiz. Nasıl değiştiğimiz, ilerlediğimiz yaptığımız seçimlerle ilgili. Bazen bilinçli, bazen bilinçsiz, bazen hasbelkader tereyağından kıl çeker gibi, bazen ittire kaktıra duraklaya duraklaya. Bunları da haritamızda anlamlandırabiliyor muyuz? Evvet sayın seyirciler, ama bu başka bir yazının konusu.

Bulunduğumuz nokta, bilinçdışımızdaki mitolojiler ve özümüzün bütünlüğü ile bakış açımızın da ilerlediğine bağlamak istiyorum yazıyı. Daha doğrusu bu umuda. Değişmeyen tek şey değişim demiş ya bir büyük kişi, ben de bu özlü sözü insan ve bakış açısı boyutunda anlamlandırıyorum.

Hayat kendi gözlerimizle içeri aldığımız, anlamlandırdığımız gerçeklikten, bu bakış açısından ibaret. Ve aynı hayat, sabit durmayan, insanın etrafında sürekli pır pır dönen bir kelebek. E o zaman, nedir insan için evrendeki keramet?

İlerlemek, değişmek.

Durum: Bakış açısı çalışılıyor

Sonraki adım: Sunum

Zamanlama: Önümüzdeki on yıl

Bakış Açısı: Bu fotoğrafta ne görüyorsunuz?
Bakış Açısı: Bu fotoğrafta ne görüyorsunuz?

8 thoughts

  1. Mükemmel ifade etmişsin. 🙂 Fotoğrafta kendi bakış açım parmak izimle gördüğüm: ”Büyümek, kollarını uzatmak, açılmak, genişlemek, bazı dalları yolları beslerken bazılarından vazgeçmek, değişmek, dönüşmek, yoldan büyümekten keyif almak bazen acısını sancısını çekmek, arada kabuk yapmak, rahatsız edince kabuğu kırmak…” 🙂

    Beğen

  2. Teşekkür ederim. 🙂
    Bir fotoğraftan bu kadar geniş bir hayalgücüne ulaşmak.. Harika!
    Ben su dedim, sen bize okyanusu verdin. Neptün konuşuyor.
    Teşekkürler..

    Beğen

  3. Ah yok, hiç öyle demiyorum. Aksine, etkilendiğimi söylüyorum. Bambaşka bir boyut kazandırdın fotoğrafa. Bence bu bir yetenek. Görüyor musun bakış açısının farklılığını? 🙂

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s