Siyah – Beyaz

Siyahı severim. Asildir, ciddidir, ağırbaşlıdır, derindir, kusursuzdur, kusurları örter, gizemlidir.

Siyah renk değildir, renkleri yutandır. Erildir, babadır, Satürn’dür, Chronos’tur, zamandır, zamansızlıktır, topraktır, karanlıktır.

Beyazı daha çok severim. Asildir, temizdir, saftır, açıktır, kusursuzdur, kusurları gösterir, dürüsttür.

Beyaz renk değildir, renklerin birleştiği yerdir. Dişildir, annedir, Ay’dır, Artemis’tir, yaratılıştır, cenine dönüştür, sudur, aydınlıktır.

Siyah ve beyaz arasındakiler renktir, renk budur, farktır, çeşittir, hayattır, kainattır, hücredir, ruhtur, candır.

Hayatta siyah ve beyaz vardır, ama hayat bundan ibaret değildir. Astrolojide renklerimize, siyahlarımız ve beyazlarımıza odaklanırız. En güçlü yanımızla parlarken bunun tam zıttı gölgemizi de içimizde barındırırız. Ancak gölgelerimizi de farkedip kabullendiğimizde bütünümüzün ayırdına varırız. Ama bu kadar basit, sadece siyah ve beyaz değiliz. Ya da sadece 7 ana, 7 ara renk. Renklerimiz, tonlarımız, ton-sur-ton’larımız, grilerimiz, bejlerimizle bütünüz, biriz, tamız.

Hayat ikilikler arasındaki renklerden ibaret. İnsan da. Ne siyah ne beyaz. Sen beyaz olduğun için ben siyah değilim ya da sen siyah olduğun için ben beyaz. Sen beyazı seçtin diye ben siyahı seçmek durumunda değilim ya da ben siyahı seçtim diye sen beyazı. Sürekli ikiye bölünmek durumunda değiliz ya da karşıt açıda olmak, birbirimizi böyle algılamak. Her fırsatta ikiye bölünmek, üçe değil, beşe değil, ona değil, sadece ikiye bölünmek, kendi önümüze bakmak, kendi kapımızın önünü süpürmek, hatta belki süpürmemek, yerine başkasının kapısını çöplemek, o ana bakmak, o güne, o haftaya, o yıla bakmak sadece, sonrasına, ötesine, geleceğe bakmamak, kafayı kaldırmamak, detaya inmemek, objektif olamamak ya da detayda boğulmak, özünü kavrayamamak, odağı kaçırmak.

Dün bölündük tam tamına ikiye. Yine. Kutuplaşarak, özden uzaklaşarak. Karşıt görüşler, farklı fikirler enerji üretir, somut ürünler ortaya çıkarır, farkındalık yaratır. Yorar, evet, ama fayda sağlayabilir. Benim derdim fayda sağlar birşeyler görememek. Her şey siyah ve beyaz keskinliğinde, bırakın renkleri, sözüm ona ‘gri’lere bile yer vermeyecek zihniyette, sabitlikte, tek yönlülükte devam edip gitmekte.

Evet, bahsim yakıp geçen Olimpiyat ateşi üstüne. Olimpiyatları İstanbul’da görmek istemeyenlerin son derece haklı çoğu görüşüne katılsam da böyle bir olguyu siyasete, taraftarlığa, fanatik taraftarlığa, yaptın-yapamadın, koduk mu oturttuk mu oh haşırt mantığında algılamaya ve yansıtmaya karşıyım. Orda dururum, durdururum.

Bir arkadaşımdan alıntılayarak yazıyorum.

İstanbul’a Olimpiyat çok yakışır. (Di’li geçmiş zaman değil, geniş zaman. Hep yakışır, ama bu sefer olmadı) Isterdim 2020’de güzel şehrimiz bu heyecanla coşsun, ama adil, çağdaş, doğasını seven, sahip çıkan bir ülkede, şehirde yaşamayı daha çok isterim. Inanıyorum ki o günler geldiğinde İstanbul rakipsizdir.

Evet, siyah beyazdan öte, renkli, adil, çağdaş günlere, yarınlara, Olimpiyatlara…

No courage for love, too scared to be happy

I do, I don’t

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s