#DuranAy

Hayat normale dönmüş. Gece uyuyabilir, sabah uyanabilir olmuşum. Haftabaşı İstanbul Müzik Festivali’ne konsere gidebilmişim. Sultanahmet, Aya İrini, konserde uçuşan güvercinler, piyano, keman ruhumu hafifletmiş, iyi gelmiş. O hafiflemeyle ara verdiğim Yaşar Kemal’e dönebilmişim. Hem de bir sayfayı tek seferde okuyarak, geri dönüp bakmadan, hep ilerleyerek. 2 haftadır ertelediğim seanslardan birine çalışabilmiş, seansı gerçekleştirebilmişim. Astrolojiye dönmek bazı yanıtları yeniden gündeme getirmiş, iyi ki bulaşmışım dedirtmiş. Akşam yemeğe arkadaş davet etmişim, sohbet etmişim. Balkonda oturabilmişim ilk defa. Yazın gerçekten geldiğini farketmişim. Hava ılımış, ıhlamurlar kokmuş, yaz düğünleri, Boğaz’da ışıklar, dümtekler başlamış.

Her şey iyi, her şey normal.

Ya o garip his?

Birşey vardı sanki, neydi?

Sanki bu hayat benim hayatım değil. Öyle, ama gerçek değil. Gerçek, ama bildiğim gerçek değil. Bildiğim gerçekliğe, rutine tutunmak düzen, sağlık, aklı selimlik timsali, ama şimdiki gerçek bildiğim gerçek değil ki. Nasıl mış gibi yapsın bu fani?

Ben bildiğim gerçeklikte, normal rüyamda güzel güzel hayata devam ederken büyük bir şiddetle a-normal gerçekliğe uyandım! Çarpıntılarla, bağırışlarla, arbedeyle.

Balkonda otururken sahilden yükselen kadın çığlıkları, erkek homurtuları, mahalle köpeklerinin ulumaları, trafikte arabanın kornaları, sonra kırmızı mavi çakarları, siren iniş çıkışları, neler oluyor bakışmaları, kaza mı oldu acaba soruları, yoksa aşağı parktaki foruma mı müdahale ettiler endişeleri, kimden öğrensek telaşesi, Twitter’a, Facebook’a saldırma emareleri, acı gerçekle yüzyüze kalma gerçekliği, kimseye birşey oldu mu korkusu, tanıdık konuya komşuya mesajlar yağdırma silsilesi, iyi misiniz, nerdesiniz seslenmeleri, teker teker cevapların, haberlerin dökülmesi, bir nebze nefes alınması, ama yine de pek alınamaması, diyalogun bitip kavgaya dönen, çarpıtılan resme lanet edilmesi, o çarpıntının geçmemesi, kanın beynine gitmemesi ya da gidip dönmemesi, nasıl olacak da olacak diye inlenmesi, yazık bu zihniyete yazık denmesi, Coffee’nin kızması, havlaması, benim ona havlamam, sus demem, önüme gelen her şeyi yüksek sesle okumam, Bey’in bana tamam artık demesi, hızımı alamamam, laptop kucağımda klavyeye davranmam, yazıp silmem yazıp silmem, sürgit gitmem, sonra geri gelmem, boşluk vermem, es demem, es es es es es…

Bu hareket, bu eylem, bu uyanış bitmedi. Daha başlangıç. Kısa vadeli bir süreç değil, orta ve uzun soluklu. Sabır, sebat gerektiriyor, ağır ağır demlenmeyi. İhtiraslara, intikama, şiddete, öfkeye yenik düşmeden, konsantre olup odaklanmayı. En karanlık sanılan zamanda bile durmayı, dayanmayı, devam etmeyi. Aynı Akrep’te ilerleyen Satürn misali.

Şimdi neysen o olma zamanı arkadaş.

A-normalin normali ya da normalin a-normali.

Seç beğen al kendine uygun bedenini.

Buralardan günah gitti.

3 thoughts

  1. usta, şehir olarak, siz büyük bir travma atlattınız; hatta pek çoğunuz atlatamadı daha.. ama güzel ve “a-normal” tarafı, istanbul istanbul olalı böyle direniş görmedi herhalde. kenetlendiniz; birbirinizi tanımadan, sözleşmeden, sessiz, sesli, başkaldırdınız, yardımlaştınız, tanıştınız. Ne güzel… durmak yok -ya da var 🙂 – direnmeye devam…

    Beğen

  2. Atlatamadık Ayşe, böyle bir travmanın atlatılması zaman alacak. Kaldı ki olay daha bitmedi, sadece mola aldı. Dayanışma olmadan devam etmek zor, o kesin. Zira intikam, şiddet ve öfkenin olduğu yerde diyalog, barış ve sivil duruş yok. Orda tek başınasın, can derdindesin. Sürpriz sürpriz üstüne zamanlar. Tüm güzelliği ve çirkinliğiyle..

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s