İnsan olmak nedir? Ya insan gibi yaşamak?

Cuma günü Harbiye-Nişantaşı hattında atılan gaz bombalarının kıyısından nasiplendim. Naif bir hevesle taa ne zaman önce alınmış biletlerimizle Beyoğlu’na tiyatroya gidecektik o akşam sözüm ona. Yapabildiğimiz tek şey tiyatronun iptal olduğunu teyit edip kafamızı sokabileceğimiz ilk kapalı alana ‘sığınmak’ oldu. Hem her yanımızı yakan gazdan hem korkudan. Evet, çarpıntılarla, yanmalarla, akın akın kaçan insanlardan akan panik havasıyla ne hissettiğim çok netti.

Korku.

Bekleyip geceyarısı eve dönebildim sağ salim. Bizim taraf sakindi, hiçbirşey olmamış gibi. Oysa biz bedenen evde, ruhen Taksim’deydik. Bey’le ekran ve telefon başında sabahladık. Ben uykusuzluğa dayanamayıp yattım bir ara. Kornalarla uyandım. Boğaz Köprüsü’nden yürüyenlere şahit oldum. Coffee de birkaç ‘hav’la destek verdi.

Cumartesi canlı yayın açıklamaları ve söylemlerde en ufak bir yön veya ton değişikliği olmamasıyla yürü çıkıyoruz dedik. Önden giden arkadaşlarımız son gaz hamlelerinden direkt olarak nasiplerini aldılar. Biz vardığımızda polis parktan çekilmişti. (Dolmabahçe’den Beşiktaş’a doğru artan gerginlik ve olayların sert gelişimi devam etmesine karşın) Gezi Parkı’nda bayram havası vardı. Tam da hayal ettiğimiz gibi doğasına, ağacına, şehrine, ruhuna sahip çıkmak, sivil dayanışma, barışçıl yolla özgürce yaşama hakkını savunmak için toplanan halktı parktaki ve meydandakiler. Evet, herkes omuz omuzaydı, birdi, tamdı, insandı. Ne vandal bir durum vardı ne marjinal. Evet sloganlar da atılıyordu, marşlar da söyleniyordu. Ama herkesin birlikte tek bir ağızdan, yürekten, bedenden fışkırttığı ‘muhalefet enerjisi’ şu ifadede vücut buluyordu.

Faşizme karşı omuz omuza.

Benim bulunuş sebebim basitti. İnsan olmak, insanca yaşamaktı. Bu toplumun yetişkin bir bireyi, sade vatandaşı olarak ‘görülmek’, dinlenmek, saygı ve medeniyet çerçevesinde iletişebilmek, özgür, bağımsız, kendi adına konuşan, düşünen, üreten, karar veren, karşı çıkan, çıkmayan, kabul eden, etmeyen, gerektiği yerde dimdik, dağ gibi duran, gerektiği yerde geri adım atıp sakin, soğukkanlı, sağduyulu kalabilen, sanal bir sosyal medya hesabından ibaret olmayan, cismen, ruhen ve fikren varolan bir birey olduğumu, bizzat orada olarak, varlığımla göstermekti dileğim. Çıkış noktası ağaçlardı, parktı, şehrimdi. Sonra ben oldum. Toplumun hiçe sayılan bireyi olan ben. Tam da ağaçların ruhu üzerine yazmışken benim de ruhum derinden etkilendi, zedelendi, kabına sığmaz bir hale geldi.

İnsanım ben. İnsan gibi yaşamak istiyorum. İnsan gibi konuşmak, soru sormak, fikir beyan etmek, anlaşmak ya da anlaşamamak, tartışmak, mücadele etmek, kendini ortaya koymak. Ama insan gibi. İnsan.

İnsanız biz.

Hepimiz.

İnsan.

Çapulcu, aciz, densiz, ayyaş, marjinal, uç, kemalist, ulusalcı, sağcı, solcu, dinci, dinsiz, türk, kürt, sünni, alevi, ermeni, yahudi.

Bunların hepsiyiz veya hiçbiriyiz.

Sıfatı geçelim, varlığın ismine gelelim.

Ben insanım.

Siz insan mısınız?

Bana insanı tanımlar mısınız?

Ya insan gibi yaşamayı?

* Bütün fotoğraflar bana ve arkadaşlarıma aittir.

Taksim Gezi Park, Istanbul
Chanting, Taksim Gezi Park
Taksim Square
From Harbiye Towards Taksim
Roadblocks
Barricade
AKM Roof, Taksim Square
Cure
Home Made Kit

2 thoughts

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s