Köşemi özlemişim. Ayaklarımı uzatıp kendi başıma olduğum, okuduğum, düşündüğüm, müzik dinlediğim, altımda Coffee’nin hırıl hırıl uyukladığı, sıcak, yumuşak, koltuklu köşemi.

Birkaç haftadır ters köşede takılıyordum. Masalı tarafta. Seanslarım için hazırlık ve çalışma düzeni içinde, bazen iki büklüm bazen dik, bir sandalye üstü bağdaşta, bir masaya kapaklanır yayvanlıkta. Dip dibe duran bu iki ayrı köşe nasıl farklı roller üstlendiler, hayret. Birinde ciddi, analitik, stresliyim. Diğerinde hayalperest, akışta, gevşek.

Hayalperest köşemde ordan oraya atlar, satır aralarına dalarken kafamın bulanık olduğu bir dönemde olduğumu farkettim. Güneş hala Kova’da, dün de Kova’da Yeniay vardı hatta. Ama Balık vurgusu o kadar arttı ki, sisler, puslarla kaplı bir aleme daldım adeta. Balık vurgusu ne demek derseniz, Merkür ve Mars Balık burcuna girdi. Balık’ın kendi yöneticisi Neptün zaten onüç sene kadar daha Balık’ta. Üstelik bugüne özel Ay da Balık burcunda. Bir burçta bu kadar fazla gezegen olunca stelyum dediğimiz yığılma söz konusu Zodyak’ta. Bu gezegenler kendi konularını vurgulamak isterlerken hepsi birlikte aynı yerde olunca birbirlerini etkiliyor, birlikte hareket ediyorlar.

Balık’la birlikte gündemimize neler geliyor? Empati, anlayışlı olma hali, daha büyük bir bütüne (Allah, Yaradan, Yaratıcı Güç) ait olma isteği, toplumsal, bütünsel sevgi, idealler, hayaller, rüyalar, soyut alanlara ilgi, içe dönüş, yaratıcılık, hayalgücü, kabullenicilik, psişiklik, kaçışlar.

Misal benim rüyalarım canlandı yine. Merkür, Ay ve Neptün Balık’ta kavuşumda olunca rüyalarımızın bize konuşması olası. Rüyaların dilini anlamak, çözmek kendimize dair keşiflerde bulunmamızda yardımcı. Dün gece rüyamda geçmişten birisi hortladı örneğin. O kişiyle ilgili çözülmeyen bir düğüm var bilinçaltımda. Dönemine göre farklı mesajlar görüyorum. Dünkünde affedilmeyi beklediğimi farkettim. Elimi tuttu bir ara, sırtıma dokundu, gülümseyip geçti. Rüyadayken geçmişi düşününce birden kötü hissettim. Aslında konuyla ilgili kendimi affetmediğimi ve kendimle kavgalı olduğumu sezdim. Kavga da edemedim ama. Öfke ve kavga dürtüsü eriyip gitti. Duygusal olarak beni çalkalayıp içimi pır pır ettirse de ne kusacak bir öfke vardı ne de dışarda kendini gösteren bir tepki. Teslimiyet vardı sadece. Kabulleniş. Uyanınca Merkür, Mars, Neptün ve Ay dörtlüsünün Balık’taki hareketlerinin rüyamda ve natal haritamda bu şekilde vuku bulduğunu düşündüm.

Böylesi bir ruh hali ve rüyalar aleminden mesajlar alırken bizzat dış dünyadan oldukça gerçekçi, heyecan verici, tam da Kova’ya dair grupsal, toplumsal, oldukça sosyal bir iş teklifi aldım. Bu teklifi bilinçaltımda çağırdım, aklımdan geçirdim. Geçirdiğimin ertesi Pazartesi telefon gelince karşımdakine bunu çağırdığımı itiraf ettim. Blogumu okuyanlar çağrının gücüne inandığımı ve bunu bizzat deneyimlediğime dair yazdıklarımı hatırlayacaklardır. İşte bir örneği daha.

Ve fakat..

Normal zamanda (ve bu seferde de) bu kadar heyecan duyup üstüne atlayacağım, üstelik kısa dönemli, proje bazlı bu teklifi düşündükçe geri kaçmaya başladım. Balık olsam, suların derinliklerine dalsam, orda tek başıma takılsam.Ters köşe ters enerji akışı.

Durumu henüz netleştirmiş değilim. Hani istemiyorum demiyorum, diyemiyorum. İçimde bir yerlerde istek ve heyecan var, onu seziyorum, ama o sezgimle dışardaki ben arasına yoğun sisler basıp beni hayal alemlerine götürdükçe mantıklı düşünemiyorum. Evet, aslında durumum bu. Mantıklı düşünemiyorum. Balık vurgusu diye boşuna demedim. Bugün ne yapmak istiyorsun diye sorsanız Küçük Prens’i okumak istiyorum. Bu da Balık’a dair bir vurgu değil de ne? Küçük Prens’in masalsı evreninden büyüklere hikayeler anlatmak, kendime çıkarımlarda bulunmak hayallerindeyim. Hayalperestim. Burdaki istek net. Hop, anında görüntü. Kitap elimde. Öbür taraf bulanık. Kendimi henüz o ortamda görselleyemiyorum.

– Amma düşünüyorsun kardeşim.

Düşünmesem rüya görüyorum. Görmesem yazıyorum. Yazmasam seziyorum. Mesajlarla kendimi çalkalıyorum. Bazen basit olamıyorum. Basit. Az. Tek.

Velhasılkelam, tohuma kaçmak üzereyim. O da bir Balık etkisi, daha Güneş Balık’a geçmemiş olsa bile. Balık’ı soyut ifade edip üstüne suç atmak, kendimi de kurban ilan etmek değil kastım. Aksine, Balık’ın bende açtığı göz, beni getirdiği nokta o kadar ideal, o kadar sınırsız ki, gerçek mi değil mi onu sorguluyorum. Belki de bu yüzden biraz dış dünyaya dönmek fena olmayabilir. İşi bırakalı ne sular akmış bünyemin köprülerinin altından görmek. Cebe üç beş harçlık atmak. Kendimi tartmak. Başkalarının suretinde kendimi görmek. Ne de olsa iki senedir kendimi sadece kendimde görüyorum. Köşelerimin odasında masalı köşeden koltuklu tarafa geçerken, gerçek dünyada bir müddet masabaşına dönmek ne ifade eder ki acep?

Karar verdim. Bugün Balık köşesinde, koltukta takılıp kendimi akışa bırakıyorum. Yarın ilk iş, teklifi konuşmak için dönüş yapıyorum. Herkes için hayırlısı neyse o olsun diliyorum.

Huhuu, Küçük Prens, bekle geliyorum.

 

5 thoughts

  1. Orhan Pamuk’un sadece bir kitabını okudum. O da sanırım en popülist romanı, Masumiyet Müzesi. Belki tekrar fırsat vermemin vakti gelmiştir. Ne manada öneriyorsun peki Ayşespor?

    Beğen

  2. Bence bir fırsat ver bu teklifi düşünmek için kendine. Madem bu kadar çağırmışın, o da gelmiş. Hem de kısa süreliyse iyi gelir belki de, kim bilir? Sevgiler 🙂

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s