1Q84’den Bugüne

Sonunda bitti. Uzatmalı bir sevgiliden ayrılmış gibi hissediyorum kendimi. Üç cildi tek bir kitap halinde okumam yaklaşık üç ayımı aldı. Daha kısa gibi geliyor oysa. Belki de bitmesini istemediğimden. Tengo ve Aomame’den hemen kopmaya yanaşmadığımdan.

Kitabı bitirdiğimin ertesi sabahı son bölümü açıp tekrar okudum. Biraz daha sindirdim. 1250 sayfalık hikayenin çözülmesi son sayfalara kalınca aldığım haz yetmedi. Tekrar hatırlamak, hazmetmek istedim. Sonra bir daha, bir daha.

Yakın bir arkadaşım kitabı benden alıp okumak için sırada. Halbuki kitabın cisminden de ayrılmaya hazır değilim galiba. Kitaplığıma koydum alfabetik sıradaki diğerlerinin yanına. Bakıyorum orda öyle duruşuna. Hikayenin kendisinden ziyade bu kadar uzun bir romanı okuyacak olmak bile bana bir yük gibi gelmişti başlarda. Sırf bunun üstüne yazmıştım taa Aralık ayında.

  • E, amma etrafında dolaştın. Anlatmayacak mısın nasıl bir kitap, beğendin mi, sana ne ifade etti, tavsiye eder misin?

I-ııh. Anlatmak, eleştirmek, hikayeden ipuçları vermek istemiyorum. Kendime saklıyorum onları. Ve tabi okumak isteyenlere bırakıyorum. Böyle de ketumluk çöktü işte üstüme. Daha çok kitap sonrası bende kalan tortuları yazmak istiyorum, o dokulardayım.

Bu kitapla birlikte güzel müzikler dinledim. Klasik, barok, naif. Bach, Haydn, John Dowland. Sonra Janacek’ten haberdar oldum ve Sinfonietta’sından.

Klasik edebiyatçıları hatırladım, kendime notlar çıkardım. Dostoyevski, Proust.

Coğrafya ve tarih çalıştım. Sahalin Oblastı, Gilyaklar, Ruslar, Japonlar, Koreliler arasında gidip gelen bölgeler, savaşlar, azınlıklar, kimlikler.

Seyahat ettim Japonya içinde. Tokyo’da, şehir merkezinde, otobanlarında, şehrin dışında, trenlerinde, banliyölerinde, Japon Denizi kıyılarında, Pasifik tarafında, dağlarında, dağların eteklerinde, çocuk parklarında, kaydırak tepelerinde, otel odalarında, ev balkonlarında.

Onlu yaşlarda evlerini terkedip, anne babalarına ve bildikleri tüm düzene karşı koyup kendi başlarına olmayı seçen çocuklar tanıdım. O çocukların büyüyüp birey olduğu, hayata karşı güçlü durduğu zamanlara tanık oldum. Ve hala içlerinde duran o on yaşındaki çocuklara.

Astrolojiye dair vurgular gördüm, gezegenlere rastladım. Karanlıklar içinden gelen sezgisellik, görünmeyeni görme yetisi Akrep’in derin bilişine dair ipuçları verdi. Öyle ki bazı betimlemeleri alıp seanslarda kullanmayı düşündüm.

Korkuyla doldum, bilinmeyen, görünmeyen su yüzüne çıktıkça, NHK tahsildarları kapıları yumrukladıkça, Little People havadan iplik çektikçe, gökyüzündeki ikinci küçük ay yeşerdikçe.

Ve aşk. Saf, platonik, fikri aşk duydum. Aşkın fikrilikten çıkıp duyguya dökülmesine, sonunda somutlaşıp gerçekleşmesine şahit oldum, bu hissi bildim. Bir yandan sadece romanlarda olur romantikliğinde, öte yandan romantizm de neymiş, asıl gerçek budur keskinliğinde.

Başrol oyuncuları Tengo ve Aomame. Sonra Fukaeri, Ebisuno, Komatsu ve Uşikava. Boyları posları, ifadeleri ifadesizlikleri, kılıkları kıyafetleri, elleri ayakları, saçları dudakları, hisleri düşünceleri, hayalleri hayatları gözümün önünde canlandı. Onlarla tanışma uğruna bir gece kitabı okurken bayıldım! Bayılma esnasında Tokyo sokaklarında Aomame kılığında dolaşıp durdum. Eh, kitabın fantastikliğine bir de kişisel fantaziyle katkıda bulundum. Fantazi mi korku filmi mi oldu benim Bey’e sormak lazım. Bana exorcist muamelesi yapıp aşağıdaki kiliseye tabanları yağlıyordu az kalsın.

1250 sayfa ve üç ay boyunca 1Q84 bana bol ilham, donanım verdi vermesine de kafamda çözülmeyen konular var hala. Ya kitap uzun diye okudukça aralarda dağıldım, bazı detayları unuttum ya da Murakami bu detayları kitabın fantastikliğinde bıraktı ve yorumu okuyucuya kaldı. Hala emin değilim.

O yüzden kitabı eleştirmeyi, konusundan bahsetmeyi bir kenara elimin tersiyle ittim. Etrafımda biri okusa da doya doya konuşsam diye kıvranıyorum. Hadi hadi, 1Q84’cüler dökülsün hadi.

Biraz Little People‘dan konuşalım. Evet konuşalım. Evet evet evet.

Sonra Pupa Hava yapalım. Bir ‘maza’ya bir ‘douta‘ya bakalım, hangisi gerçek hangisi değil anlayalım.

Ve 1984’ten bugüne hızla sarıp reşiva mı olmak daha iyi paşiva mı onu konuşalım.

Benim oyum kime derseniz, iki Ay’ı ben neyleyim, oyum bir tanecik, tek Ay’lı dünyaya.

1Q84, kal biraz daha yamacımda. Ben henüz bugüne gelemedim, 1984’te güzel Ay manzarasına karşı seyirdeyim hala.

8 Replies to “1Q84’den Bugüne”

  1. Murakami ancak böyle anlatılır..

    Uzun olduğundan ve detaylarda dağıldığından değil, Murakami öyle istediğinden olaylar çözülmemiştir kafanda 🙂

    Kısa bir hikaye de olsa, 1250 sayfalık roman da olsa Murakami izin vermez okurun çözmesine.. Okurun bilinçaltına gönderir romanı/ hikayeyi. Bir rüya gibi kalır. Biraz da bilinçaltı çalışsın ister. Böyle başka bir yazar da tanımıyorum.

    Beğen

  2. Vay! Bu yorum da hem bilinçaltına hem üstüne ulaştı. Teşekkürler. Bu kitap benim için Murakami’ye giriş oldu ve devamı kesinlikle gelecek. 🙂

    Beğen

  3. Geri bildirim: Kostüm | MINDMILLS
  4. Geri bildirim: Körlük « MINDMILLS
  5. Geri bildirim: Su Yeşili – MINDMILLS

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s