Okaliptüs

Geçen sene bugün. Senenin ilk yazısı döküldü içimden klavyeye. İtiraf.com. Blogumun ilk yazısı değildi, ama yeniden başlama ateşiydi.

Mindmills işi bırakmam sonrası büyük bir heves ve heyecanla 2011 baharında start verdiğim bir projeydi. İsmi bir gün müzik dinlerken beynimde aniden bir flaş gibi çakmış, çakar çakmaz çakan çakmak şeklinde kolları sıvayıp yazmaya başlamıştım. Yazış o yazış. Birden hevesim korku ve endişeye yenilmiş, koskoca bir sene içinde sadece üç yazı çıkıvermişti.

İşi bırakmamla içten içe ne kadar zamandır bunu beklediğimi, endişelerimin aksine buna hazır olduğumu farkettim. Dışarıdan görünen tatiller, seyahatler, dilediğim kadar boş zaman, köpekle yürüyüşler, konserler, etkinlikler ve daha bir sürü lerlerler iken, görünmeyen alanlarda oldukça zorlu zamanlar geçirdim. Geçirmişim. Şimdi farkediyorum. Bu süre zarfında yazmak benim için enteresan bir deşarj olma, kafamdakiler ve içimdekilerle yüzleşme kanalı oldu, fakat bu kanal daha kendime dönük, dışarıyla paylaşmaya hazır olmadığım bir yerdi. Ben de kendi kendime ‘Tuvalet Günlüğü’ dediğim bir konsept yarattım. Yalnız başına kaldığım bu intim zamanda sadece içimden geldiği ve cesaret edebildiğim zamanlar çalakalem ne geliyorsa yazdım. Şimdi dönüp bakınca yazdıklarım tek bir konu etrafında toplanmış. Bunlarla yüzleşirken bloga yazamadım, dünyaya açılamadım. O seneyi kendime dönük geçirdim. Tuvalet Günlüğü’mde kendime yazarak ve süreklilik içinde yoga yaparak. Evet, iki sene öncesinin en önemli tutanağı bunlardı benim için. Yoga, Tuvalet Günlüğü ve tabi bir tanecik Coffee.

Sene sonunda astrolojinin hayatıma ciddi anlamda girmesiyle bir dönem kapandı, yeni bir dönem başladı. Yeni bir tanım, ilgi alanı, yükselen heves, heyecan. Evet, heves ve heyecan geri gelmişti. İştah ve ilgiyle sıfırdan öğrenmeye değer bulduğum alanı bulmuştum. Ve paylaşma isteği içimde kıpırdanmaya başlamıştı. Arkadaş sohbetleri, sosyal mecra paylaşımları, biraz mail biraz o bu şu derken yükselenim Aslan tekrar sahne almaya karar verdi. Eş zamanlı benim Bey de kendi blogunu lanse etti. Ona sektör desteği, biraz sosyal mecra ittirmesi, e hadi biraz PR, reklam derken bana da bir gaz geldi. Geçen sene bugün önce kendime, sonra da dışarıya itiraflarımı yaptım. Bunları bir güzel yazdım. Rahatladım. Sonra yukarıdan biri dedi ki yürü ya kulum.

Ben yaptığı işi ciddiye alan bir mizaçtayım. Sektörde geçirdiğim süre içinde uzun yıllar çalışıp jübilemi yaptığım sevgili Manajans’ın kurucusu, Türkiye reklam sektörünün babası rahmetli Eli Acıman’ın ‘Kendinizi değil, işinizi ciddiye alın’ ifadesini kendimle özdeşleştirmişimdir. Gülmeyi, eğlenmeyi severim, keyifli yaşamaya değer veririm, böylesini dibine kadar yaşamayı seçerim, ama iş meslek, eğitim, yapılacaklar, sorumluluklara geldi mi esneklik bende biter, disiplin ve ciddiyet orda çıtonk diye başlar. Bazen bunu kendimi de etrafımı da yormak pahasına abartabilirim. Çalıştığım müddetçe işime böyle yaklaştım. Yaptığım işi, verdiğim hizmeti beğenen, tercih edenler bunu bekledikleri için benden memnundular ya da tam tersi esneklik ve hoşgörü bekleyenlerse bu hata kabul etmez yaklaşımım dolayısıyla karşımda zorlanıp yoruldular. Tabi ki ben de.

Blogumu yazmaya başlamamla aynı muameleyi yaptım. Bildik, tanıdık alışkanlıklar.

‘Bir iş yapılacaksa iyi yapılmalıdır’.

Bir kere iş ne? Keyfi değil mi bu blog?

Olsun, keyif meyif. Düzgün yaz, dürüst ol, kasma, dağılma, odaklan.

Iııh peki, ne yazıcaz o zaman?

Her şey olabilir, sınır yok.

A yok mu? Peki, şunu yazalım?

Yok, çok banal.

Şurdan girsek?

Yok, çok özel.

E onu beğenme, bunu yazma, çıtayı aşağı indirme. Hani sınırsızdık?

Meli malılar.

Neyse ki geçirilen bir sene başka yönlerden çok daha elzem sorgulamaları karşıma çıkardı, beni şöyle bir sarstı. Sağlığa, sevgiye, paylaşıma, aşka, aileye, hayata dair her şey bu fikri ciddiyet ve sabitliği ezdi geçti. O zaman (kendimi) korkutmadan, suya sabuna dokunmadan nasıl olur da olur diyerek İngilizce yazdığım Afrika güncesiyle girdim işe. Aman da aman, ne güzel, mantıklı, tıkır tıkır akmaya başladı o yazı dizisi aman. Fotoğraflı, komikli, tavsiyeli, adresli. Sonra birden hiç bilmediğim, farkında olmadığım duygusal mı duygusal Ay’ımla tanıştım. Türkçe ve oldukça içten, içimi titreten bir yazı döküldü taa derinlerden. Duygusal Bir Yazı. Müsebbib Coffee. Ah Coffee. Coffee geçen sene benim en büyük öğretmenlerim ve ilham kaynaklarımdan biriydi. Sonra müzikler geldi. Dinlediğim, sevdiğim, yeni keşfettiğim müzikler. Müzik paylaşımları kapatıp gittiğim, bir yerlerde unuttuğum başka gözleri açmaya başladı. Açıldıkça daha fazla merak eder, merak ettikçe araştırıp keşfeder oldum, paylaşıp anlatmaya değer buldum. Ve tabi derslerde ilerledikçe dökülen astroloji keşifleri. Astrolojiye dair ilk yazımı rüyamda gördüm, başlığını rüyamda attım. O günün akşamı unutmadan hemen bloguma yazdım. O gün bugündür Mindmills’den astroloji eksik olmadı. Bazen müzik bazen köpek destekli, kendime ve hayata dair bol keşifli.

Bugün Mindmills’in sene-i devriyesi. Ayağımın altında Coffee, yanıbaşımda çalan John Dowland Lachrimae‘si, diğer yanımda astroloji köşesi. Geçen 1,5 sene bloguma akan ilham kaynaklarım halen bendeniz adasını engin denizler şeklinde çevirmekteler. Önümüzdeki sene bu denizler neler getirir, bu adaya kimler uğrar, o da bilinmeyenin heyecanlı bekleyişi olsun hepimize.

İyi ki doğdun, iyi ki sahne aldın, iyi ki beni sahneye çıkardın Mindmills.

Here’s to you*..

* Murakami’nin 1Q84‘ünü okuduğum şu günlerde kitapta geçen klasikleri açıp dinliyorum. John Dowland de ordan, Bach Equal Variations da.

4 thoughts

  1. Blogunuzda ve yazım hayatınızda “Nice senelere diyorum ” yazılarınızı severek takip ediyorum bu yazınız sayesinde eşinizin çektiği fotoğraflarla da tanıştım ve çok beğendim takip etmeye başladım bence bir blog eğer özel bir görevi yoksa sadece mutlu olmak için yazılıyorsa o an akıla gelindiği gibi olmalı kasmadan şişmeden olduğu gibi demek ki bundan dolayı sizin blogunuzu takip ediyormuşum bunu anladım
    Teşekkürler ve selamlar

    Beğen

  2. Yorumlarınız ve takibiniz için teşekkür ederim. Kasıp şişirmemeye katılıyorum. Bunu farketmek için düşünsel kurgulamalar yapmak yerine direkt yazıp görmek gerekiyormuş. Benim keşfim bu oldu, ondan beri de sürgit devam ediyorum. Görüşmek üzere, sevgiler..

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s