Kıyamete Bir Kala Sağlığınıza

Kızılca kıyametin kopmasına bir gün var. Dünyanın sonunun geleceğine dair Mayaların malum kehaneti yarın, 21.12.2012. Sayısal dizim olarak 20.12.2012 daha iyi bir tarih olurmuş, ama napalım. Baktun takviminin yalancısıyım.

Kıyamet senaryoları medyada farklı uzmanlık alanları içinde tartışıladursun, ben bireysel ve kollektif olarak yapılan yorumlara, etiketlemelere takılmış durumdayım. Geleceğe dair kehanetler, ‘bilinmeyen’, öngörülemeyen alanlar söz konusu oldu mu astrologlar bir şekilde danışılanlar arasında yer alıyor. Geçtiğimiz haftalarda ayrı televizyon kanallarında yerli ve yabancı çeşitli uzmanlıklarda farklı isimler 21 Aralık kehanetine dair kendi görüş ve saptamalarını astrolojinin ışığında açıkladılar. Keza benim hocam da bu tarihle ilgili astrolojide Yod denen önemli bir açının 21 Aralık transit haritasında vuku bulacağını söylemiş, bunun önemine değinen bir yazı yazmıştı.

Astrolojiyle birlikte esoterik alanların tırmanışta olduğu bir gerçek. Bunun Mayaların kehanetiyle bir alakası yok. Bulunduğumuz dönem, doğduğumuz nesil itibarıyla yükselişte. Sebebi de boş değil. Bildiklerimiz dışında bilmediğimiz de çok şeyin olması, bildiğimiz yollardan birtakım şeyleri aşamama, hala dünyada eşitsizlik, savaş, terör olmasından tutun da bireysel olarak gelecek korkularımız, güvensizliklerimiz, dolayısıyla bunlara merak, belki daha çok bilme, kendini güvene, garantiye alma, korkuların üstesinden gelme, olası tehlikeleri önleme vs.

Tarihin her çağında ‘bilinmeyen’lerle ilgilenenlere şüpheyle bakılmış. Ne senle ne sensiz durumu. Bu insanlar hem yüceltilmiş, başka türlü çalışan bir aklın timsali olmuş, hem de aynı sebepten cadı damgası vurulmuş, avına çıkılmış, güçlendikleri noktada alaşağı edilmiş. Günümüz dünyasında ise astroloji, esoterik alanlar, okült uğraşlarla ilgilenenlere bakış açısı kısaca ya ‘sıyırmış’ ya da ‘şarlatan’ damgasını yiyerek nasibini alabiliyor malesef.

Geçen hafta içinde hem blog dünyasında hem köşe yazılarında bu denli o kadar karalama ve horgörme yazısına denk geldim ki içimde gittikçe köpüren öfkeyle birşeyler yazmak istedim. Doğal olarak ben de şu an astrolojiyle ilgilendiğim için kendimi yukarıda saydığım etiketlemelerin içinde bulmuş oluyorum. Bu beni yolumdan saptırıyor mu? Hayır. Böyle düşünenlerin fikirlerini değiştirebilir miyim? Sanmam. Böyle bir niyetim de olamaz, ama körü körüne reddetmelerindense düşünmelerini sağlayabilirim. Herkes istediğimi düşünüp ifade etmekte serbest olmalı. Ben böylesi bir eşitliğe ve demokrasiye inanıyorum. Bu yazıyı niye yazıyorum o zaman? Kendimce bir iki tespiti gündeme getirmek için.

İlki astrolojinin bir bilim olup olmaması mevzusu. Bunun sadece karşıtında yer alan pozitif bilimciler tarafından tartışılması ve tabi hakir görülüp yok sayılması. Misal Maya kehanetinin neden gerçek olmadığına dair oldukça somut birçok araştırma yapılıp bunların tek tek ortaya dökülmesi, ama bunun astrolojik olarak yorumlandığında söylenenlerin karşı tarafın gözünde ‘saçmasapan’lıktan öteye geçememesi, astrolojide kullanılan terimlerin yoktan varedilmiş bulgular olduğunun öne sürülmesi. Araştırmacıysan, bilime, akla, sağduyuya güveniyorsan, o zaman önce oku, anla, ondan sonra yorumla derim ben misal. Bilmediğin (çünkü bilmek ve ispat etmek ya bizim derdimiz) ve belli ki ilgilenmediğin bir alanla sadece ‘yoktur’ diyerek değil. Benim için böylesi bir bakış açısı kantara sadece kendi bakış açısını koymuş oluyor. Öbür taraf boş. Doğrudan red. Nerde denge? Koy bakalım sen bir oraya, koy da ondan sonra tartış. Tartışmak istemiyorsan da ahkam kesme bakalım.

Bana sorarsanız astroloji gökbilimi kullanarak bulunduğumuz galaksideki olayları, oluşumları insan boyutunda inceleyen bir araç. Bilim ve inanç arasında. Misal şu anda astrologlar arasında astrolojinin astrologlar olmadan varolup olmadığı tartışılıyormuş. Tartışmaya değer bir konu, evet, çünkü astroloji mikrodan makroya giderek insanın ve evrenin varoluşu ve bütünlenmesiyle ilgili. Dolayısıyla insana ve yoruma dayalı. Bunu kabul edip etmemek kişiye bağlı. Yer çekimini Newton bulmasaydı da yerçekimi var, bu bir gerçek. Elmayı yere atınca düşüyor. Astroloji içinse bunu söyleyemeyiz, böylesi ‘insansız’ ispatlanabilirliği yok, ama bu yok anlamında gelmiyor. Gereği de yok çünkü işin içinde insan ve evren var, bütünsel yaklaşım var. Ammavelakin astrolojide yorum farkı var. Bir seansa gittiğiniz zaman bir astrologdan duyduğunuzu başka bir astrologdan farklı bir şekilde duyabilirsiniz. Bilgi sabittir, çeşitlidir, kullanılan teknikler, araçlar aynı olsa bile astrologun bakış açısı, yetkinliği ve bilhassa eşsiz yorumudur onu diğerlerinden farklı kılan. O yüzden de karşılaştırmak doğru olmayabilir.

İkincisi astrologların, hele hele kadın astrologların malesef bir baltaya sap olamamış, belki doğru dürüst eğitim görmemiş, meşgale olarak kendini yemek, ev işi ve astrolojiyle ifade eden kısıtlı zihin ve bakış açısına sahip kişiler sanılması. Bu insanlara iyi tabirle ‘kahve falcısından hallice tatlı kaçıklar’ diye, ağır tabirle ‘neyi nerden uydurdukları belli olmayan şarlatanlar’ gibi bakılması. Ha bir de üstüne para kazanmaları. Bakbakbak, şu işe bak. Vallahi şahsen siz normalseniz ben kaçık olmaya gönüllüyüm sevgili karşıyım karşıcılar. Bu gerçekçi ve maddiyatçı dünyada gördüklerimizin ötesinde görmediklerimize yönelik algıya genişletmek, vizyonu büyütmek ve gerekirse bilinmeyeni kabullenerek, korkarak, bunu hissederek ve ‘bilerek’ teslim olmak gerekiyorsa işte ben o noktadayım. Dine de inanırım, astrolojiyle de hayatı yorumlarım, bilimle de gerçekliği sorgularım. Körü körüne siyah siyahtır, beyaz da beyazdır diye kestirip atmam, atamam. Siyahtaki beyazı, beyazdaki siyahı görmek için beynin sağını mı solunu mu kullanırsınız? Yoksa ikisini birden mi? Ben ona bakarım.

Çevremdekilerin ve yazılarımı bir süredir okuyanların neyi nereye koyacaklarından, ironiyi anlayacaklarından eminim. Burda yapmaya çalıştığım ne bir esoterik alanı dibine kadar savunmak, ne de astrologları aklamak. Her alanın, her uygulayanın iyisi kötüsü var. Kendi adıma daha bu alana kendimi tam anlamıyla adadım mı, onu bile bilmiyorum. Halihazırdaki durumdan mutluyum. Kendim ve çevremle ilgili farkındalığa yönelik dönüştürücü birtakım keşiflerdeyim. Bundan da ancak olumlu bir öğrenim ediniyorum. Bu yolda gidip gitmemekten bağımsız olarak astroloji gözlüklerimin hep cebimde olacağını içten içe biliyorum. Reklam ve iletişim dünyasını bırakmış olmam, ama hala iletişim ve ilişkilerde analizlerimi bu alan üstünden yapmam gibi. Benim böylesi taraflı durumlarda midemi kaldıran kısım her zamanki gibi ‘önyargılı yaftalama’. Sanat sanıyorlar bunu galiba. En iyi etiketi kim bulduysa, çaaat yapıştırsın bakalım şöyle okkalı bir patlatmayla. Sonunda da hah hah haa, di mi canım ya? Aman dikkat et, nasıl oturttum ama derken kendin oturmayasın sonra.

Etiketlemelerden oldum olası tiksinme derecesinde haz etmeyen bünyem bunlarla karşılaşa karşılaşa duramadı, böyle bir yazıya kolları sıvadı. Neyse ki bugün kar yağdı. İstanbul’u kaplayan tertemiz, bembeyaz örtü içimi dışımı yumuşattı. 21 Aralık öncesi koyver gitsin tadında bir manzara var karşımda. Kim bilimci, kim şarlatan, kimin umrunda? Şunun şurasında kıyamete bir kala, mis gibi kar kokusu var havada. Sağlığınıza!

Kar Kokusu

3 Replies to “Kıyamete Bir Kala Sağlığınıza”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s