Kardeş dediğin küçük olur. Adı üstünde, kardeş. Halbuki benimkinin pek küçüğe kaçar bir hali yok. Ne boy pos endam, ne kafa ruh yaş vesselam.Yaşı da yaşıma çok uzak değil. Beş yaş kadar. Aslında dört yaş sekiz ay, ama aramızdaki sınıf farkı hep beşti. Bize her sorana da cevap böyle geldi. Ben sene başında doğmuşum, o sene sonunda, ben okula erken başlamışım, o tam zamanında, ben okulu bitirmişim o arkamdan yeni başlamış. Abla doğal olarak önden gitmiş, ufak kardeş arkadan kovalamış.

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde..

Kardeşim doğduğunda onu hiç kıskanmadım. Aksine gelmesini merakla bekledim. Doğduğu gün hastaneye gittiğimizde hatırladığım çok net birkaç şey var kafamda. İlki anneme gidip karnın indi mi diye sormuş, ellemiştim. O da evet evet deyip gülümsemişti. Nereye çıkmıştı ki kardeş dedikleri yaratık şimdi?

Rahmetli anneannemle bebeklerin durduğu camla ayrılmış odaya gitmiştik. Küçükhanım mavi gözlerine uygun turkuaz mavi bir tulum içindeydi. Tam bana göre kardeşti işte. Kız dediğin mavi giyerdi, pembe nerden çıkmış ki! Anneannem cama hafifçe tıklatıp ‘Nihancım, bak ablan geldi’ dediğinde sanki iki katı bağırarak ağlamaya başlamıştı. Öyle hatırlıyorum. Ya da çocuk hafızam öyle hatırlamak istiyor. Bu kısımdan hale emin değilim, ama anneannem, camın arkasındaki mavi tulumlu Nihan ve camdan ona bakan ben bugün gibi canlı ve netiz.

Sonra küçükhanımı annemin yattığı odaya, bütün ailenin yanına getirdiklerini hatırlıyorum. Üçüncü net plan bu. Rahmetli babaannem gözlüklerini eliyle burnunda düzeltip ‘ahahah, gözlere bak, maaşallah maaşallah’ dedi. Hakikaten kocaman, fıldır fıldır bakan gözleri vardı hayatının ilk gün ve saatlerinde.

Nihan’ın doğum kısmı enteresan bir şekilde net. Zaman sanki ağır akıyor, anılar, görüntüler, sesler sindirile sindirile anılardan teker teker çıkarak kendini ortaya koyuyor. Sonrasıysa hızla ileriye sarılan bir film gibi. Çocukluğumuzdan hatırladığım unutulmaz anılarımızdan bazıları..

Nihan’ı kucağıma almaya çalışmam, birden fazla sefer ya bir şekilde kucağımdan düşürmem veya kafasını tam tutamayıp bir yere çarpmasına sebep olmam. Annemin içerden fırlayarak gelmesi. Her seferinde ‘beynime bıçaklar saplanıyor bu donklayan kafa seslerini duyunca’ demesi.

Zincirlerimi kırıp ergenliğe adım atarken platonik aşklar, bunalımlı durumlarımda ensemin hemen dibinde bitip bana rahat vermemesi, afacan bir zıpçıktı olarak sırlarımı (!) ifşa etmesi, günlüklerimi, hatıra defterlerimi okuması, olur olmadık yerde içindekileri ortalığa gevrek gevrek anlatması.

Benim onu korkutup kendimi uzaylı birtakım hallere büründürmem, çocuk haliyle bana inanması, gerçekten korkması, hangimizin daha doktorluk olduğu konusunda ‘sen git’ ‘hayır, sen git’ şeklinde olayı bir yere bağlayamayıp uyumamız.

Bu uzaylı korkutma hikayesini anlatmam lazım.

Gece uyurken yanıma gelip sığışırdı, benimle yatmak isterdi. Geceden mi korkardı birinin sıcaklığını mı arardı bilmiyorum. Ben o yaşlarda biraz domuzdum. (Belki şimdi sorsanız hala domuz der. Bilemem!) İstemezdim nedense dibimde olmasını. Ergen isyankarlığıydı herhalde. Ergen bile değildim daha ya, neyse. Ufaklığı direkt olarak ittirip yatağına yollamak yerine psikolojik savaşırdım kendisiyle. Uykumdan birden fırlayıp ileriye doğru boş boş bakar ‘mavi ışık, mavi ışık, mavi ışık’ diye sayıklardım. Sayıklarken bir ona bakardım, bir tavana, bir karşıya. Öyle boş boş, bön bön. Uyurgezer gibi, yatakta dimdik oturarak. Sonra da küt diye devrilip yatardım. Korkup beni kaldırır ‘Nesli Nesli, yine oldu yine oldu. Mavi ışık dedin’ derdi. Ben de ‘Ne oldu ya ne oldu? Uyuyorum ben, sen rüya görüyorsun. Git doktora görün’ diye yatardım geri. Parmağını emerdi o zaman. Başparmak ağızda, arkamda kıvrılıp yatardı yine, gitmezdi kendisininkine. Zavallı kardeşler itilmeye mahkum oluyorlar abla abileri tarafından o yaşlarda herhalde. Tabi zaman geçip roller değişince iyi madara oluyor büyükler de herkesin önünde.

Seneler sonra intikamını fersah fersah geri aldı Nihan benden.

Üniversite zamanı gece dışarı çıkmışım, sabaha karşı dönmüşüm. Siz deyin 04.00, ben diyeyim 05.00. O zaman daha aynı odada kalıyoruz, ranzada yatıyoruz. O üstte, ben altta. Ben üstümü çıkarırken farkediyorum ki bunun yüzü ranzanın parmaklıklarına biraz fazla yakın, sanki aradan fırlayacak, burun falan dışarda. Bakmıyorum, ama hissediyorum. Birşey beni dürtüyor, kafamı kaldırıyorum. Bir bakıyorum ki, gözleri faltaşı gibi açık, bana bön bön bakıyor karanlıkta. Hiçbirşey demeden. Öylece. Ölü gibi. Ciyaaak!!! Kendisi katıla katıla gülüp yıkılmakta. Eh, senelerin birikimi tabi.

Sonra yaşlarımız yaklaştı, ben onu gece hayatına çekmeye başladım. Benim için o zaman en büyük ablalık oydu. Sosyal hayata, özellikle gece hayatına adım atmasına ön ayak olmak. Gezginim ya, o da gezsin, dansetsin, eğlensin, sosyalleşsin. Kendim kaç yaşındayım? En fazla 19-20. Küçükhanımsa 14-15. Şimdi bakınca çoluk çocuğuz ikimiz de. Tabi bunların hepsi anne-babamızın bilgisi dahilinde olmuyor her zaman. Daha da iyi ya! Suçuma ortak bir numaralı aday kardeşim, daha ne isterim?

Tabi bu tempo onun da büyüyüp liseye, üniversiteye geçmesiyle değişti, abla-kardeş ilişkisi arkadaşlığa doğru yavaş yavaş terfi etti. Ortak arkadaşlar, seyahatler, zevkler. Biz birbirinden kopmayan, ayrı düşmeyen, sadece kardeş olduğu için değil, istediği ve anlaştığı için ilişkilerini süreklilik içinde devam ettiren iki yetişkin olduk. Yeri geldiğinde kardeşler arası itişmelerde çocukluğumuza dönüyoruz, yeri geldiğinde kendi anne babamıza akranlık eden, hatta bazen akıl veren yetişkinler oluyoruz. Biz kardeşliği böyle yaşıyoruz.

Bayram değil seyran değil, ablam kardeşiyle ilişkisini niye anlattı şimdi derseniz, aslında bir nevi bayram var bizim ailede.

.

Kız kardeşim evleniyor.

Kendi için büyük, insanlık için (şimdilik) küçük bir adım atıyor.

Hayatının bir başka evresine geçiyor.

Ben de ona hediyelerden hediye beğenmek yerine,

Ellerimle şekillendirdiğim, kafamda dillendirdiğim birşey vermek istedim.

Açtım ekranı karşıma, bastım tuşlara, yazdım içimden aktığınca.

.

Kardeş dediğin küçük olur.

Adı üstünde, kardeş.

Halbuki benimkinin pek küçüğe kaçar bir hali yok.

Ne boy pos endam,

Ne kafa ruh yaş vesselam.

Yaşı da yaşıma çok uzak değil.

5 yaş kadar.

Aslında 4 yaş 8 ay.

.

Allah bizi bu sırayla yaratmış.

Bu dünyadaki sıraya göre,

Kardeşimsin.

Bana göre,

Ablamsın,

Arkadaşımsın,

Dostumsun,

Nonimsin,

Kardeşimsin.

Kardeşimsin.

Kardeşimsin.

Bir tek ve yegane,

Kardeşimsin.

Şimdiyse taze bir gelin.

.

Uğurlar olsun Niyanım.

Damat Bey sana iyi baksın.

Yastığınız bir, erdiğiniz murat, çıktığımız kerevet olsun.

Ömrünü(zü)n bundan sonrası dilediğin(iz)ce taşıp taşıp dolsun.

İmza: Ablan

12 thoughts

  1. gözlerim doldu okurken…
    ne güzel bir hediye olmuş ömrü boyunca yüreğinde taşıyacağı:)

    Beğen

  2. süper kardeşler! bayılıyorum size…. niyancım yolun açık olsun. gönlün de hep mutlu!

    Beğen

  3. Coook guldum (mavi ısik nedir ya:) ) ictenligine, dogalligina bayildim. Nihan’a mutluluklar simdiden.

    Beğen

  4. Çok sağol. 🙂 Mavi ışığın ne olduğunu ben de düşündüm yazarken. İçinde biraz bilim kurgu, biraz uzay yolu etkisi var sanırım. Bir de rahmetli babaannemin bize havadis getiren bir mavi kuşu vardı. Mavi kuş dedi ki, mavi kuşa söylerim, mavi kuş duymasın vs, ordan da devşirme olabilir. 😉

    Beğen

  5. Geri bildirim: Laf – MINDMILLS

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s