Hiç bu kadar ara vermemiştim yazmaya. Bir hafta geçip gitmiş bile. Hayat işte.

Dün ikinci seansımı yaptım. Bu sefer bir Boğa burcuyla. Hem de ücreti karşılığında. Maddi kaynağın Boğa’yla gelmesi yerini buldu, ikinci seansın sabit burçla gerçekleşmesi sürekliliği korudu. Bu da bir ilk oldu.

Her iki seansta da şanslıydım. Karşımdakiler seansa, paylaşıma, yüzleşmeye son derece açıklardı. Bu benim için seansı çok anlamlı, sezgisel kıldı. Bir nokta geldi ki ben ağzımı açıp birkaç noktaya değinmeden danışanlar kendi hayatlarından öyle enteresan yerlere parmak bastılar, öyle ifadeler kullandılar, öyle nüanslar yakalamama sebep oldular ki, tüylerim diken diken oldu. Ve bu tüy diken tavuk hissiyatı, beyin karıncalanması, elektrik akımı açıklanamaz-hissedilir paylaşımı getirdi. Biraz göz dolması biraz kalp çarpıntısı her iki tarafı da derinden etkiledi.

Seanstan sonra bitkindim. Hem de ne bitkinlik. Sanki bir gece evvel hiç uyumamışım, çokça içmişim, tükenmişim. Öyle bir enerji kaybı. Zihinsel enerji fiziksel enerjimi tüketmişti, duygusal enerjimse ikisini birden sırtlanabilecek kapasitede değildi.

Evde akşam misafirlerimiz vardı yemeğe. Frankfurt’lu dostlar geldi iade-i ziyarete. O zamandan beri görüşmediğimiz için benim Bey güzel bir menü çıkarmıştı. Uzun yoldan geldiler, gece bizde kaldılar. Bense yemekten bir iki saat sonra nakavttım. Karşılarında gözlerim kapanırken buldum kendimi. İçeri gittim, masadan getir götür yaptım açılırım diye. Nafile. Sofraya oturmamla kafam düşmeye başladı. Sonunda Bey uyardı, istersen yat diye. Ajanstayken bu uyuklama durumum akşam 21.00 itibarıyla başlardı. Zaten 20.00’den önce eve gelemezdim, yemek yiyip anında fişi çekilmiş moda geçerdim. Şimdiki düzenle arsında dağlar kadar fark olsa bile bir seansın beni bu kadar tüketmesi bu işi yabana atmamam gerektiğini hatırlattı yine. Uzatmadım, özür dileyerek (ama yine de 02.00’de) yattım.

Bir zamandır hem kendim, hem eğitimim, hem de seanslarım için Astroloji, Psikoloji ve Dört Element kitabını okuduğumdan bahsetmiştim. Dün misafirleri beklerken kitabı altını çize çize bitirdim. Kendi haritamı biliyorum, ama güçlü alanlarımı da sıkıştığım yerleri de hala öğreniyorum, her seferinde şaşıracak birşey buluyorum. Ve bu yolculukta heyecanımın ateşini sürekli kılabiliyorum.

Dünkü seans sonrası tükettiğim düşünsel enerjiyi düşündüm. Kafam bu seansa bir haftadır konsantre. Çalışma kısmı ayrı ayrı günlere bölüştürülse de bir gece evvel bir yükleme ve son toparlama geldi haliyle. Okuma, inceleme, analiz etme, yazıya dökme vs. Vücudumda varolan bütün hava, ateş, su ve toprak elementlerini düşününce ne kadar çok hava enerjisi kullandığımı farkettim birdenbire. Zaten kendim havayım ve çok havadarım hava burçlarındaki gezegenlerimle. Enerji harcamak deyince gelin karşıma sizinle biraz konuşalım, tartışalım diyeceğim, nasıl yani diyeceksiniz belki de. E kimisinin hareketsel (ateş), kimisinin duygusal (su), kimisinin fiziksel (toprak), kimisinin zihinsel (hava). Benimki de böyle işte, düşün düşün yok mudur başka işin şeklinde.

Farkettim ki haftada bir seans bana anca şu anda. Yolun başında biri olarak belki gereğinden fazla zaman harcıyorum, belki çok ciddiye alıyorum, eksik gedik olmasın diye gereksiz uğraşıyorum, belki de havadarlıktan kaynaklı kavramsal yerlere çok takılıyorum. Fakat iki seferdir seans öncesi şunu hissediyorum. İçimde bir rahatlık, bir huzur, bir güven. Çok düşünen çok kurar ya (hele bendeki malzeme ve haritayla, ohoo oh, otur seyret film gibi valla), çalışırken varolan o huzursuzluk birden yerini bir içsel bilişe bırakıyor peşi sıra. Sezgilere güvenme mekanizması içte bir yerlerde çalışıyor galiba. Küçük küçük gülümsetiyor, ateşliyor beni zihinsel ve fiziksel boyutta.

Dünkü seansa çalışırken örneğin, bir türlü tam oturup konsantre olamadım başta. Sınav öncesi ayakları geri geri giden, kitabı açmayıp çeşitli bahanelerle çalışmayı sallayan bir öğrenci tadındaydım. Bir türlü oturamadım, yazamadım, düşüncelerimi toparlayamadım. Belki de kendimi bildim bileli yaptığım şeyi (daha çok bilmeye çalışarak) aynı yoldan yapmaya uğraştım, o noktada da patladım. Kısacası sıkıldım. Sonra araya bir dizi, biraz sosyal medya aldım. Gece yatmadan da bilgisayarı açıp tekrar bakmadım. Sabah kalktığımda kafam netti, odak noktam belliydi. Bilgi okudukça, yazdıkça, daha çok aradıkça gelmedi, bilgi zaten bendeydi. Bu sezgiyle yaptığım seans da aynı hissiyatla sürdü gitti.

Şimdi elementleri dengeleme, telafi etme zamanı. E bayram da yaklaştı. Elementler kitabında hava burçları, ama özellikle Kova burcu için yüklendikleri fazla elektriği (internet, teknoloji, iletişim vs) boşaltmaları, yeniden şarj olmaları için deniz seviyesinden yüksekte, belki dağda belki ormanda, kuru ve temiz bir hava alacakları ortamda olmaları tavsiye ediliyor. Bize yine orman yolu göründü işte. Bayramda orman kulübemizdeyiz inşallah yine. Coffeecik ve birtanecik kuzeni Gandalfçık da bizimle bu sefer. Orda arkadaşları Leon da, tekne çocuğu Ömer de olacak. Yarın akşam Aslan burcundaki Yeniay’la bir tane iki bacaklı, iki tane dört bacaklı çocukla ben de içimdeki çocuğu tekrar bulmayı, Kova’nın havasını, Aslan’ın ateşini orman havasıyla oksijenleyip harlamayı ümit ediyorum. Işte bu döngüyü çok seviyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s