Saat gece 01.00. Yazmak için yazıyorum. Bir konum, gündemim yok. Ya da çok var, seçemiyorum. O mu bu mu diye düşünmeye başladığım yerde vazgeçiyorum. İtiyorum elimle hepsini, beğenmiyorum. Yazmayı, düşünce halinden dinleme ve duyma haline geçiş olarak nitelendiriyorum. Ben öylesini anlamlı buluyorum.

Bugünlerde kiminle konuşsam kendine dönük bir çalışma içinde. Farkındalık, kişisel gelişim, kendiyle barışma, kendini kabul etme, öğrenme. Bilinçaltında ne varsa bilinç seviyesine çıkarma uğraşları. Yöntem farklı, varış noktası aynı. Bütünlük ve mutluluk.

Ben astrolojiye bu açıdan bakıyorum. Kendime ve ilişkilerime yönelik farkındalığı artırma, duygu, düşünce ve hareketlerimin sebeplerini bulma ve anlama. Matematiksel birtakım hesaplarla analitik tespitler, işin içine yorumun girmesiyle bilgi yığınından anlama dönüşüyor. İşte bu beni çok heyecanlandırıyor.

Ben bu heyecanı bilindışındakinin bilince gelmesi olarak görüyorum. Belki varolan birşey, orda, öylece duruyor, ona uzanıp ulaşılmayı bekliyor. Onu bulduğum anda beynimdeki karıncalanma, damarlarımda şakır şakır akan kanı hissetme, kalbimde pompalanan ritmi kulaklarımda duyma hallerine düşüyorum. Kafamda hemen, oracıkta görünmez klavyemle yazmaya başlıyorum. Düşünceler, duygular sel gibi akıyor, her birini tutmam, çekip almam zor olabiliyor. O noktada başlığı seçiveriyorum, seçtiğim anda rahatlıyorum. Bana ya bir başlangıç veriyor ya da bir bitiş. Öz.

Başlığım konusuz olunca yazı da böyle uçuşuyor.

Ne diyordum? Bütünlük ve mutluluk.

Yazarken içsel bir yolculuğa çıkıyorum sanki. İçimde o güne ait titreşimi bulmaya çalışıyorum. Neticede beden her şeyi hatırlıyor. Nerde sıkışıklık var, nerde rahatlama, nerde mutluluk, nerde hüzün, öfke. Örneğin bunu yoga yaparken insan çok net deneyimliyor. O gözle, iç gözünle bakarsan. Ben yazarken de o gözü bulmaya çalışıyorum. Bulduğumda parmaklar, klavye sürgit çalışıyor, anlıyorum. Ruhsal bütünlüğe ulaşma yolculuğunda yazmayı mutluluğun yanına koyuyorum.

Kalbimde bir çarpıntı var. Bu çarpıntı hafif huzursuz, biraz canımı sıkmış. Aşağıdan yukarı, gırtlağıma dayanıyor. Burundan derin, tam nefes almam gerekiyor. Dönüp sebebini arıyorum. Sabahki bir telefon. Ne zamandır kaçtığım, ama kaçmamın anlamsız olduğu bir konuşma. Açtım, konuştum, bitti. O konuşmayla birlikte o defter kapandı. Yine de izi kaldı. Hala orda bir yerde duruyor. Sonra akşam gelen bir mesaj. Sanal dünyanın her yöne çekilebilir dilinden. Kinaye mi var yoksa umutlu bir beklenti mi? Belirsiz. Belirsizliğin izi. Huzursuzluk. O da oturmuş, sabahki sıkıntıyla içimde çene çalıyor. İlk tepkilerim üzüntü, sonra öfke. Hiç düşünmeden, öylece. Sevgili Ay’ım konuşuyor. Son derece öznel, duygusal. Biraz düşününce (evet düşünebilince) bir sakinleme, dur bakalım, bir dur deme, her işin hayırlısı, değilse de değil ne var canım diyebilme. Sevgili Güneş’im, mesafeli, mantıklı.

İzler yerinde duruyor, burundan derin nefes alıp vermeler devam ediyor.

Sonra soruyorum, hiç mi güzel iz kalmadı bugünden?

Kaldı.

Denize yakın, elim nerdeyse suda balıkçı motoruyla Kanlıca’ya geçiş, Emirgan’a karşı güneşe son bir bakış ve güneşi batırış, biraz rakı biraz balık biraz muhabbet biraz astroloji. Evet, muhabbette özlediğim astroloji. Sonra kayısıya dönük çıkan ilk dördün, 2. köprünün içinden birinci köprü, uyumsuz renkler cümbüşü, uyumsuzlarla uyumlu neonlu motor geçişleri..

Dışardaki uyumsuz renklerle içimdeki uyumsuz hisleri birleştirdim, uyumsuzların uyumunu yazarak nispeten gevşedim. Mutluluğun yolu benim için yazmaktan geçerken, gecenin mutlusunu huzurlarınızda ilan ettim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s