Frankfurt Allgemeine

Frankfurt’tan canlı bağlantı ile karşınızdayım.

Öncelikle bir önceki yazımda bahsettiğim sağlık, umut konusunda güzel haberler vereyim. Dostlarımızda sağlık, umut yerinde. Öyle ki bizi kandırıyorlar, gelmemiz için hikaye uydurmuşlar diye takılıp gülüşüyoruz. Hayata tutunmanın, hayata aynen devam etmenin canlı kanıtı şimdi ve burada. Biz mi onlara moral ve keyif veriyoruz, onlar mı bize, dengesi tartışılır. Konuşmak konuşmak konuşmak. Ağız dolusu lezzetli yemeklerle, şarabıyla, birasıyla, likörüyle, şampanyasıyla, kahvesiyle, çayıyla konuşmak paylaşmak konuşmak. Gündüzler gecelere, geceler gündüzlere dönüşüyor, muhabbet bitmiyor. Bitmesin, aynen devam etsin diyerek şehir izlenimlerine geçiyorum. Zaman kısıtlı olmasına rağmen şehir merkezinde bol yürüyüp iyi bir keşif yapmış olduk. Olduğunca.

Frankfurt’ta hava güzel. 20 dereceler civarı. Buraya gelirken bol yağmur, şimşek ve soğuk beklentisiyle karşılaşacağımızı düşünürken (ki uçakla iniş yaparken kapkara, sisli, yoğun bulutların arasından bir türlü şehri göremedik, gördüğümüzde de küt diye indik) ara ara kendini gösteren güneşle içimiz ısındı. Hatta rutubet ve Main nehrinden esti mi insanın içine işleyen rüzgar İstanbul’u pek aratmadı.

Frankfurt yeşil. Yemyeşil. Şaşırtıcı. Sürekli ağaç, orman, park. Havaalanından şehre inerken otobanda yine orman içinde gidiyor gibisin. Ağaçlar, ağaçlar, ağaçlar. Bu aralar bu yeşil şehirler beni şaşırtmaya devam ediyor. Bkz. Şikago.

Beklediğimin aksine renkli bir şehir. Frankfurt, Avrupa’nın sanayi ve iş merkezlerinin kalbi olduğundan ağırlıklı koyu renkli, yüksek binalar, iş merkezleriyle karşılaşmayı bekliyordum. Bunlardan yok mu? Bolca var. Bankalar, oteller, yüksek plazalar. Ve tasarımları da pek yabana atılır değil. Misal aşağıdaki binayı görünce (resim iyi yansıtıyor mu bilemiyorum) binanın dış cephesinin metalik dokusu, yuvarlak çerçeveli kare camları, köşeleri ve kenarları yuvarlatılmış bina hatları dikkatimi çekti, göz zevkimi okşadı. Göğe doğru yükselen bu binayi bir tren vagonuna benzettim, Bey’e söyledim. Sonra bir baktım tepesinde DB yazıyor. Yani Deutsche Bahn. Alman Demiryolları. Eh dedim, boşuna değilmiş.

Bunların yanında geleneksel Alman evlerinin dokusunu, ahşap çerçeveli ve renkli bina cephelerini, yukarı doğru sivrilen çatıları görünce yeniyle eski birarada dedim. Misal Römer Meydanı.

Römer civarında yürüyünce daha önce iş için kısa süreli bulunduğum Berlin ve Düsseldorf’a dair birşeyler gördüm. Nehir, meydanlar, sadece yayalara açık arnavut kaldırım taşlı yürüyüş yolları, köprüler, trenler, tramvaylar, bisikletliler..Doku olarak bu üç şehir bana Almanya şehirlerinin bütünlüğünü hissettirdi. Tabi gördüklerim çerçevesinde.

Main nehri ve üstünden geçen köprüler. Özellikle sadece yayalar için olanlar. Eiserner Steg ünlü. Dışardan bakınca ‘nesi ünlü canım?’ derken üstüne çıkıp bir sağa bir sola iyi sallandık. Köprüde yürüdükçe demir korkuluklara asılı renkli asma kilitler dikkatimizi çekti. Sanki dilek dilenmiş, adak adanmış. Zincirler, kilitler, kalpler. Meğer evlenen çiftler buraya gelip üstlerine isimlerinin yazılı olduğu kilitleri takar, aşk ve evliliklerini tescillerlermiş. Türk isimleri de gördük tabi. Ama asma kilitte değil, köprü demirinin üstüne kalemle yazılmış şekilde. Hani bizim memlekette ağaç üstüne yazılan cinsten.

Nehir kenarındaki yeşil alanlar ve şehirdeki parklar şahane kaçış noktaları. Gençler örtülerini atmışlar çimlere, kimi nargile içiyor (şaka değil gerçek, içenler has Alman), kimi yoga yapıyor, kimi çocuklarını gezdiriyor, kimi biralıyor. Of şimdi burda ne güzel mangal yapılır, tüpte kızartma çevrilirdi, aah ah (!) dedim, devam ettim. Temizlik konusunda çimlerde izmaritler, birkaç plastik tabak bardak, bir iki gofret jelatini filan görüp neyse buralarda da oluyormuş diye düşündüm.

Yürüye yürüye Hauptwache denen merkezdeki meydana çıktık. Bizim Taksim Meydanı modeli. Etrafta bolca turist. Meydanın ortasında kurulmuş bir Lyon tanıtım otobüsü. Bas bas Lyon Avrupa’nın göbeğidir, kültürüdür, rengidir şudur budur diyorlar. Fransızlar yeterince Alman turist almıyorlar herhalde diye düşünmeden edemedim.

Ordan Zeil denen alışverişin göbeği caddeye geçtik. Geniş kaldırımlardan oluşan, yine sadece yayalara açık uzun bir cadde burası. (Bu şehirde yayaların yolu ve önceliği arabalarda daha fazla sanki). Ne ararsan var, büyük AVM’ler de münferit bildik dükkanlar da.

Gelmişken Kleinmarkthalle’ye uğramadan olmaz. Kleinmarkthalle kapalı pazar yeri. Klein denmesinin sebebi küçük olduğu için değil, perakende satış yapıldığı içinmiş. Büyük olanlar toptan satış alanları oluyormuş. Ben ilk defa bu tip Alman pazarına girmiş oldum. Haliyle beğendim. Her türlü kasap, şarküteri, kahveci, ne istersen var. Bey eh buldu. Alman ekolüne göre küçükmüş. Gerçi ayaküstü atıştırmalık yer yoktu. Koymuşlar her tür dana, domuz, tavşan, bıldırcın, tavuk, horoz ve av etlerini, sergiliyorlar. İnsan bir tadımlık stand açmaz mı yahu?

Üst katta dışarı terasa açılan bir şarap evi var. Keyifli duruyordu, ama yiyecek hiçbirşey yoktu. İki tane kuru wurst koymuşlar, iki de ekmek, o kadar. Kesmez deyip devam ettik.

Ne varsa yine Römer’de var. Biz de Römer’in ünlü meydanına döndük. Bir Frankfurter (Alman usulü sosis) ve Sauerkraut (Alman usulü lahana) tabağı söyledik. Yanında da Henninger bira. Yeme de yanında yat oldu. Nasıl oldu da bunu fotoğraflamamışım hayret. Açlıktan olsa gerek.

Şehirle ilgili en önemli tespit sürekli inip kalkan uçaklar. İstanbul’da Yeşilköy-Florya veya Kurtköy civarında alışılageldik bir durum belki, ama Taksim’in göbeğinde değil. Burda Römer’in tepesinde, ağaçların arasında, binaların hemen üstünde hep uçak, sürekli uçak. Evet, Frankfurt sadece Avrupa’nın değil, dünyanın önemli ‘hub’larından. Sokakta yürürken bunun nasıl olacağını düşünmüyor insan. İşte böyle oluyormuş. Sanki havada asılı birtakım maket uçaklar ordan oraya salınıyorlar.

Bugün şehir merkezinde Strassen Fest var. Bir nevi sokak festivali. Main nehri kıyısı panayır alanına dönecek gibi. Dün müzik için sound check, içki yiyecek kamyonları etrafı sarmıştı, nehre iniş yollarının bir kısmı kapalıydı. Şansa hava bir kapadı ki..

Veee beklenen yağmur bastırdı.

Ayh dedim, tam festival günü, yazık. İnsanlar nasıl çimlere oturacaklar, yayılacaklar. Dostlarımız bana güldüler. Sen kendin gibi düşünme, Alman’a bu su komaz, aynen devam eder geçerler dediler.

İyi dedim. Olan bize olur o zaman. Strassen Fest göreceğiz ya.

Vakit kalırsa yarın da müze, galeri gezmesi. Bunun için biraz çalışmam lazım, zira şehir bu konuda çok dolu. Klasiklerden ziyade modern sanata yönelik ziyaretler yapmak istiyoruz. Bakalım.

Bir sonraki yazıya kadar tschüss..

2 Replies to “Frankfurt Allgemeine”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s