Süpernova (Karekök) Cam

Uzun zaman ara verdikten sonra bu sene tiyatroyu tekrar gündemimize aldık. Kısa zamanda hızlandırılmış program gibi oldu, seyirlerimiz bir iki ayda üst üste kendi içinde bir festival havasına büründü. Şikayetçi değiliz. Aksine arayı anca kapatıyoruz. Film, müzik, sergi tarafındaki tempomuzu yakalıyoruz.

Kışın gittiğimiz Şehir Tiyatroları oyunu Tehlikeli İlişkiler‘i yazmıştım. Geçtiğimiz haftalarda da önce Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu‘nun Cam oyununa, arkadan da Dot Tiyatrosu‘nun Süpernova: Beautiful Burnout isimli oyununa gittik. Sondan başa doğru gidiyorum, en son seyrettiğimin izlerini önce yansıtmak istiyorum.

Süpernova

Oyun bir boks ringinde geçiyor. Boksör olmak için doğmuş Cameron, onu hayallerine gitmesi için özgür bırakmış annesi, ringde krallığını ilan etmiş antrenör ‘Kral’, Cameron’ın birlikte çalıştığı üç erkek bir kadın boksör daha. Sebepler farklı, hedef aynı. Şampiyonluk. Hırs azim çalışma, rekabet şans şanssızlık, kibir öfke intikam, şefkat acı oyun, hayat.

Oyunda birçok dramatik unsur var. Dramatik bir dil. Bol küfür. Sürekli küfür, küfür, küfür. Dramatik ışık. Simsiyah bir sahne, hayali bir ring, keskin spot ışıklar. Bazen oyuncuda, bazen sizin gözünüzün içinde. Dramatik müzikler. Yüksek volümlü, yüksek baslı house ve elektronik beatler. Dramatik koreografi. Havada uçuşan yumruklar, yerde dizler, eller üstünde dönüp duran vücutlar, senkronize dans eden oyuncular. Dramatik sözler. Tavandaki dijital ekrandan akan bölüm başlıkları, her karakterden akan durup düşünmelikler.

‘Burada demokrasi yok, krallık var. Kral kim? Ben!’ Antrenör

Dot Tiyatrosu bunu hep yepıyor. Sadece iyi oyun seçip iyi oyunculuk sergilemekle kalmıyor, prodüksiyon, koreografi ve teknolojiyi gerektiği yerde çok iyi kullanıyor. Oyuncuların bu oyun için ciddi bir boks ve dans eğitiminden geçtiklerini okumuştum. Sadece vücutlarının fiziksel durumu (kaslar, fitlik, sportif görünüm) ve oynarken attıkları ter, sırılsıklamlık bile o boks arenasını ve boksörleri gerçek kılıyor. Gerisi zaten sizin hayalgücünüze kalıyor. Benzer hissiyatı seneler evvel sergiledikleri İki Kişilik Bir Oyun‘da, bir çiftin ilişkisindeki çıkmazları demir konstrüksiyondan oluşan bir labirente inip çıkarak, nefes nefese kalarak verdiklerinde almıştım. Benim içim her seferinde Dot’a gitme isteği uyandıran işte bu. Yenilik. Yorum. Sahneleme. O yüzden de oyunculuk ve hikayedense ilgim sahnelemeyi gözlemde.

Oyunu yeni yerleri Dotmarsta, Maçka Gmall’da izledik. Düzenek yine Mısır Apartmanı’ndakine benzer. Numarasız koltuklar, ring şeklindeki sahneye hakim olabilecek U tipi oturma düzeni. Biletler 50 TL civarı. Bu sezonun son birkaç oyunu şu önümüzdeki günlerde oynanıyor, sonra bitiyor.

Bu arada başımıza gelen bir talihsizliğe karşı olumlu yaklaşımlarını da anlatmalıyım. Normalde biletimiz Nisan sonunaydı. Bir ay öncesinden aldığımız biletle Gmall’a gittiğimizde bir gariplik olduğunu sezdik. Ortalık fazla sakin, oyuna 10 dakika var, salon girişi karanlık. Aşağıdaki PopUp Cafe’ye yönlendirildiğimizde o günkü oyunun ertelendiğini, bir şekilde Biletix’ten bize haber verilmesi gerektiğini, ama iletilmediğini öğrendik. Bozulduk tabi. Özlem Daltaban bizzat ordaydı ve açıklamayı kendisi yaptı. İstersek biletleri kendisi orada telafi edebileceğini ya da oyunu hala izlemek istiyorsak uygun olan tarihlerde Dot Tiyatrosu’nu arayarak istediğimiz günü seçebileceğimizi iletti. Biz de geçen hafta gitmiş olduk.

Hala gitmediyseniz ve merak ediyorsanız kısa bir müddet daha şansınız var. Kaçırmayın derim.

Cam

Cam, senaryosu Levent Kazak’a ait iyi bir oyun. Oyuncu kadrosu güçlü. Dolunay Soysert, Deniz Çakır, Mete Horozoğlu, Selen Uçer ve Bülent Alkış gibi ödüllü, bildik isimler var. Biz oyunu Profil Kültür Sanat Merkezi’nde izledik ve ordaki sezonu kapattık.

Hikaye ressam bir kadınla avukat kocasının boşanma davasına gideceklerini öğrenmemizle başlıyor. Kadının bir resim atölyesi var. Atölyede birkaç öğrencisine resim dersi veriyor. En yakın arkadaşı da atölyede poz veriyor, diğerleri çiziyor. Davaya gidecekleri gün kocası kadını almaya geldiğinde talihsiz bir kazayla eşlerden biri vefat ediyor. Arkasından da ilişkilerdeki gizli kalmış sırlar, yalanlar, yüzeysellikler sapır sapır ortaya dökülüyor.

Senaryonun güçlü olan yanı oyunun 2 ayrı versiyonu olması. Birinci yarıda adam ölüyor ve sonrasında kadının atölyesinde yaşananlar, afişe olanları görüyoruz. İkinci yarısında ise kadın ölüyor ve yine atölyede, ama bu sefer kocasının tarafındaki hikayeyi öğreniyoruz.

Bu fikir seneler önce seyrettiğim ve hiç şüphesiz çoğumuzun ‘acaba böyle yapsam nasıl olurdu?’ diyerek hayatımızda yaptığımız seçimleri sorgulamamıza sebep olan Sliding Doors filminde karşıma çıkmıştı. Bir yönden kaderin önüne geçebilir miyim, Que sera sera diyorum, bir yandan ne olacaksa olacak ama arada yaşadıkların ya yanına kar kalacak ya da sana zul olacak diye düşünüyorum.

Cam, uzun bir oyun. Bu kadar uzun bir oyunda hem seyircinin ilgisini odakta tutabilmek hem de başından sonuna güldürüp düşündürmek başlı başına zor zanaat. Daha başlardan oyunun temposunun düştüğünü hissettiğim, hadi artık ilerleyelim diye düşündüğüm oldu. Ortalarına doğru ilgim yükseldi. Büyük kahkahalar attık, can kulağıyla dinledik, düşündük, eğlendik. Ben ikinci yarıyı (erkek tarafından anlatılan versiyonu) daha çok beğendim. Bu versiyonda karakterlerin yerine daha iyi oturduğunu, oyunculuğun daha doğal aktığını hissettim. Yalnız artık oyunun uzunluğundan mı oyuncuların yorgunluğundan mı bilmiyorum ikinci yarının başında herkes bir savsakladı. Kiminin dili üst üste sürçtü, kimi yanlış replik girdi ve bunu farkedip doğaçlama yaptı, ama seyirci bunu anladı gibi gibi.

Cam’la ilgili en memnun olduğum kısım sanırım tiyatronun ağzına kadar dolu olmasıydı. Belki zaten böyleydi de biz tiyatroya birkaç sene ara verdiğimiz için farkında değildik, ya da son tartışmalar, özelleştirmeler derken daha fazla gündeme geldi ve ilgi arttı, bilemiyorum. Yine de içeride gördüğüm ağırlıklı genç, üniversiteli, her kesimden izleyici bana İstanbul’un kültür sanat faaliyetlerinin sadece festival ve amerikan sineması izleyicisinden ibaret olmadığını teyit etti, tatlı tatlı gülümsetti.

Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu’nun Cam oyunu bu sezon son bir iki defa daha İstanbul ve Ankara’da sahneleniyor. Önümüzdeki sene tekrar sahnelecek mi bilmiyorum. Mümkünse bu sene vakit bulup gidin görün, tavsiye ediyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s