Gevşemeyle Gelen Gerginlik

Dün gece geç saatte seyahatten döndük. Gittiğime olduğu kadar döndüğüme de çok memnunum. Artık yaştan mıdır nedir yastığımı, yatağımı özler oldum. Döner dönmez kendimi nasıl yatağa attığımı bilmiyorum. Uyuduğumu da.

Geliş o geliş. Bugün astroloji dersim var, şehrin öteki yakasına geçmem lazım. Şehrin keşmekeşi küüt diye çarptı hemen. Bir trafik bir trafik. Kornalar, kamyonlar, akın akın insanlar, arabalar. Birden kan akışımız hızlandı. Ege’nin verdiği tatlı gevşeklik ve damarda akan ağırlaşmış kan birden öyle bir şakırdayıp koşmaya başladı ki çarpıntı tuttu tutacak.

Derse 15 dakika geciktim. Haliyle hafif gerildim. Yeni konumuza konsantre olup bilgileri hazmetmede de biraz aheste kaldım. Üstüne bir de acıktım. Gerginliğe kan şekeri düşmesiyle titreme de eklendi mi? (Bkz. Geçmişte açlık yüzünden bayıldığım çeşitli durumlar). Dedim eve dönüp bizim Bey’i alırım, dışarıda bişeyler atıştırırız. Seyahat sonrası ev tam takır kuru bakır. Coffee’nin maması bile yok, öyle tüketip gitmişiz. Eve dönünce baktım Bey’in bir yere çıkası yok, o da şehre dönüşle gerginlikte benden hallice.

Hemen koyuverdim karbonhidratı, yaptım zeytinyağlı makarnayı, rahatlattım Ay’ımı.

Sonra attım Coffee’yi arabaya, düştüm yola. Hem Coffee’nin akşam gezisini yaptırır hem de eve birkaç market alışverişi yaparım dedim.

Coffee de eve döndüğüne çok memnun. Yatağında bir sağ bir sol köşede, geldiğinden beri dışarı çıkmamacasına uykuda. Sanırsın dün bizzat kendisi 15 saat araba kullandı, hala sersemliği üstünde. Bizim sokaktan yukarı yürürken gayet keyifli aheste, dönüşte o da gerginliğe geçişte. Geçen arabalara havlamalar, korunun köpeklerine koşmalar. Eve geldik, her dışarıdan gelişte kapıya tasmasının kayışını takıp patileri silme seansımız var. İçeri gittim bezini yıkamaya, bir söylenme bir söylenme. Hav, höv, hağ, huğ. Gergin.

Ayol dün gece seyahatten dönmüşüz, güneşi, denizi, oksijeni yutmuşuz, bu ne hal?

Tespitim şu:

Tatilde fazla gevşeyip kaptırıyorsun, başka bir dünyanın seyrine dalıyorsun. Şehre dönünce o keşmekeş ve hayatın gerçeğiyle çarpılıyorsun, nolduğunu şaşırıp anında geriliyorsun. Farkettim ki biz her seyahat dönüşü önce bir rehavetle serotonin, hemen akabinde büzülüp toparlanmayla adrenalin salgılıyoruz. Adrenalinin etkisi de kime patlarsa orda kalıyor.

Ben dedim ki vakti gelmiştir, domestik birtakım rutinlerle tıkırdama zamanıdır. Bu sefer baktım önümde bir ayşekadın fasulye. Başladım uçlarını pıt pıt temizlemeye. Soldan fasulyeyi al, üst alt pıt pıt kopar, sağa fasulyeyi at, soldan fasulyeyi al, üst alt pıt pıt kopart, sağa fasulyeyi at. Bir nevi görsel mantra.

Solda dağınık, çer çöp görünümlü uçlar, sağda diri, düzgün tipli fasulyeler. Bir tarafta dağınık serbestlik, diğer tarafta şekilli düzenlilik. İkisi de birbirinin içinde. Hayatımızdaki gelgitlerimiz gibi. Bir o tarafa kayıyoruz bir bu tarafa. Her an değişiyoruz, bir uçtan diğerine salınıyoruz. İkisi de içimizde aslında, birinin farkına ancak diğeri üzerinden varıyoruz. Zıtlıkların ikilemi. Gerginlik olmadan gevşeme, gevşeme olmadan gerginlik olmayacağı gibi.

Bugünkü gelgit seansımı fasulyelerin dansıyla tamamladım. Daha terazinin dengesini tam ayarlayamadım, ama her iki tarafı da bağrıma bastım.

Ya siz?

Siz kantarın ne tarafındasınız? Yoksa benim gibi salınımda mısınız?

One Reply to “Gevşemeyle Gelen Gerginlik”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s