Geçenlerde bir arkadaşım gittiği NLP seansından bahsetti. Kendiyle ilgili farkındalık geliştirmek, ruhen ve zihnen daha mutlu, umutlu bir hayat sürmek üzere içindeki değerleri bulup isteklerini ortaya çıkarmaktı çıkış noktası. Seansta çeşitli soru-cevaplarla, olumlu-olumsuz sıfatlarla hayatındaki tanımların üstünden geçtiklerini anlattı. Beni çok etkileyen sorulardan biri ‘Hayatta en korktuğunuz şey nedir?’ oldu. Kendi tecrübesini anlatırken konuyu ilgiyle dinleyen hepimize de bu soruyu yöneltti. Kimimiz yakınlarımızı, sevdiklerimizi kaybetmek dedik, kimimiz işe yaramaz hale gelmek, atıl kalmak.

Ben yalnız kalmaktan korktuğumu düşündüm. İsteğim, seçimim dışında bir başına kalmayı. Yaşlandığımda yanımda kimsenin olmaması, ailemin, Bey’in, Coffee’nin, dostlarımın, sevdiklerimden hiç kimsenin kalmadığı bir hayat. Yapayalnız, bir başına olma fikri korkunç derecede üşüttü beynimi, bedenimi. Ürperdim.

Sonra öyle bir şey oldu ki bu soruya verdiğim cevabı bir daha düşündüm.

…..

Cumartesi gündüz evdeyiz. Herkes kendi köşesinde keyifte. Gün içinde gelmesini beklediğimiz birkaç kurye var. En heyecanla beklediğimiz pasaportlarımız. Vize başvurusunda bulunmuşuz, Cumartesi teslim edileceği bilgisi gelmiş, bir heves bekliyoruz. Dolayısıyla her kapı çalışta ben istekle (normalde bunu Bey’e sallayabilirken) kapıya davranıyorum.

Kapı çaldı. Baktım Idefix’ten sipariş ettiğim kitabım geldi. Arkadan bir daha çaldı. Yine bir heyecan. Bu sefer haftalar önce alıp bir yerlerde kaybolup teslimatı geciken kıyafetler. Üçüncü defa çalınca, hah dedim bu sefer pasaportlar.

Kapı çalınca muhakkak delikten bakarım. Bu sefer de baktım ve gelen adamın karşı komşumuzun kapısında, onunla konuştuğunu gördüm, ama Mars benden önce harekete geçmişti sanırım. Kapıyı açmış bulundum ve açmamla komşumuzun ‘malesef, üstümde para yok’ dediğini duydum.

Elinde birtakım belgeler olan adam kapıyı açtığımı görünce bizim tarafa geldi, bu sırada karşı komşumuz kapısını kapayıp olaydan paçayı sıyırmış oldu. Bir baktım adam dilsiz. Elinde bir çocuk fotoğrafı, küçücük bir kağıt, üstüne kargacık burgacık yazılmış bir karalama. ‘Kızım çok hasta, ilaçları bitti, bugün çok acil para toplamam lazım’. Bunları yarım gözle okudum. Okumamla kapıyı açtığıma bin pişman oldum, ama kilitlenip kaldım çünkü adamın hali, bunları anlatış biçimi içler acısı. Resmi gösteriyor, elinde bir dosya, içinde kızın nüfus cüzdan fotokopileri, evlilik belgesi sanırım, benim kızım gibi bir işaretler yapıyor, panik durumda. Kapıyı kapatıp gitmemem için birtakım işaretler, yalvarma halleri, hafif ağlamaklı sesler, bedensel hareketlerde. O sırada Bey geldi, noluyor işaretleri yapınca ben de elimdeki foto ve yazıyı gösterdim. ‘Elindekileri ver ve kapat kapıyı’ dedi. Net.

Biz bu küçük diyalog içindeyken baktım adam arkasını bize dönmüş, duvara yaslanmış ağlıyor. Bildiğin kafasını dirseğinin içine gömmüş, hüngür hüngür. ‘Kusurabakmayın’ dedim, bıraktım elimdekileri, kapıyı kapadım. Kapadım, ama adamın ağlamalarını hala dışarıda duyuyorum.

Coffee huzursuz oldu, kapının önüne gidip oturdu, kulaklarını dikip beklemeye başladı. Adam sessiz sessiz ağladıkça bizimki hafif hırlamaya, sonra da havlamaya başladı.

Coffee huzursuz olmuşken ben ne haldeydim peki?

Bildiğiniz mahvoldum.

Şimdi diyeceksiniz ki bunlara ne aldırış ediyorsun, hepsi düzen, oyun, gelmiş kapına kadar, kimi kafalarsa ondan aldığı üç beş kuruşla kimbilir ne yapacak. Yardım böyle istenmez, böyle de yardım edilmez.

Evet, şu anki rasyonel bakış açımla evet, bana dışarıdan biri bunları anlatsa kesinlikle evet, ama Cumartesi bendeki hisler böyle vuku bulmadı malesef. Bey, aynen bu şekilde tepki verdi. Hatta bana bayağı sinirlendi. ‘Bu tuzaklara düşme. Bu adamın ilacı bitmiş de, birden bu kadar para toplaması gerekiyormuş da, mahallenin ta tepesinde olan bizim sokağı, evi bulup gelmiş de, kapı kapı para dileniyormuş falan da. Ne kanıyorsun kızım bunlara?’ diye bana mantıken birtakım gerekçeler gösterdi. ‘Tamam’ dedim, ‘tamam, yeter, kapat artık bu konuyu, git başımdan, sinirim bozuldu, çok sinirim bozuldu’.

Bunları ben de biliyorum. Başıma da ilk defa gelmiyor, ama neden bugün bu kadar dokundu, onu bulmaya çalıştım. (2 gün önce dolunay olmasının dışında!)

Ve birden ampul yandı.

Çaresizlik.

O kadar çaresiz kalmak ki ne yapacağını bilemeden oraya buraya aklını yitirmiş bir şekilde saldırma durumuydu beni mahveden.

Şimdi düşününce bu adamın anlatmaya çalıştıklarında biraz gerçeklik payı vardıysa beni en çok üzen yanı kızının ölüm döşeğinde olması, parasız olmaları vs değildi. Ne yapacağını, nerden başlayacağını bilmeyecek kadar çaresiz ve aciz olmasıydı. Dolayısıyla birkaç gün önceki hayatta en korktuğum şey sorusunun kendi içimdeki cevabının çaresizlik, umutsuzluk olduğunu hissettim. Ve umutsuzluk, çaresizlik içinde birine yardım etmeyi bilinçli olarak geri çevirerek, onu ölüme terkettik gibi büyük bir travmaya kadar vardırdım olayı. Çünkü hayat, umudun, çarenin olduğu yerde var. Umudun tükendiği yerde karanlıktan başka bir şey yok.

……

Bu adamın, beni bu kadar etkilemesi üzerine o gün çalan diğer kapıları açma görevini Bey’e devrettim. Pasaport vs artık pek umrumda değildi. Bu tatsız olay üstüne benim sistem ciddi bir ‘error’ vermişti zaten, ama konuyu kapatamamıştım, içimde düğüm olarak duruyordu. Bey de bunu hissetmiş olacak, konuyu konuşabilecek hale geldiğimizde bu olay üstünden örnekleyerek şöyle bir teklifte bulundu. ‘Adam karşımızda şu an olsa ‘Tamam, sana yardım ediyoruz. Yürü, hemen hastaneye gidiyoruz. Kızın hangi hastanede? Beraber gidelim, görelim, ilaçlarını alalım’ diyelim. Ama yalan söylüyorsa evire çevire polise götürelim, var mısın?’ dedi.

Cevabımı hala vermedim. Düşünüyorum.

Bir yandan da hayatı kendini acındırıp dilenmek olan adamlar yüzünden, sokakta yanımıza yaklaşıp bir şeyler geveleyen yaşlı teyzeye ‘kusurabakmayın, üstümüzde yok’ deyip aslında kadıncağızın sadece karşıdan karşıya geçmek istediğini anladığımızı da hatırlayıp bu duruma lanet ediyorum.

6 thoughts

  1. Vicdani haksiz bir israrla sinayan bir konu bu. Her hayir dediginde o kapiyi utanarak ve mahcuplukla kapamak, kapadiginda zorla hissetmemeye calistigin koca donuk bi aciyla gozlerini kisarak basa cikmaya calisman. Resmen insan olmamaya zorluyoruz kendimizi. Cok guzel yazmissin Neslihan, okadar hayatin icinde tekrarlarini yasiyosun ki bu performanslarin, insan iyice umutsuzlastiriyor. Kendimi `ya bu sefer ki adam dogru soyluyorsa`, `ya ne farkeder ki ben yardim edeyim onemli olan bu degil mi` diye tam rahatlatmak uzereyken aptal yerine konma fikrinin hosa gitmemesi ve vazgecmek, yada birine yardim edip otekine yardim etmemis olmak, `hepsine yardim etmeliyim hepsine!!` gazina gelip, hesap yaptiginda okadar coklar ki asil senin yardim edilecek hale gelmen sonunda. Akli, kalbi, uzun sure kitleyen yoran bu halden utanmak, butun bunlarin sahtekarliktan baska bisey olmadigi hissinin disina bile cikamama kurali. En kotusu de bu dunyaya ait olmayan -eger ki kaldiysa; iste O yasli teyze.

    Beğen

  2. Tam da hislerime tercüman olmuşsun. Her zaman bu kadar etkilenmiyoruz bile. Sivrisinek savar gibi başımızdan atıyoruz. Suistimal meselesinden dolayı öfkeyle dolup taşabiliyoruz. Ve bu yüzden karşımızdakini insan yerine koymayıp biz de insanlıktan çıkabiliyoruz. Evet, hayat bu tuzaklarla dolu ama ya gerçekten ihtiyacı olan ve anlattığım gibi çaresizce savrulan birine de arkamızı dönüyorsak? Her zaman ayna tutacak bir yaşlı teyze çıkmıyor insanın karşısına..

    Beğen

  3. Amerika’nın yeni dünya düzeni… Kişiyi toplumdan koparıp, herkesin kendi parasını kazandığı, kendini yaşadığı, bencilleştirip insan olmaktan uzaklaştırdığı bir düzen. Ne zaman kişisel egolarımızdan, mal biriktirme hırsından, bencillikten uzaklaşırsak o zaman gerçek mutluluğu bulabiliriz, yoksa ruhumuz derinlerde bir yerde “error” vermeye devam edecek gibi gözüküyor.

    Beğen

  4. Merhamet duygusunu hatırlayamayacağım kadar uzun zaman önce kaybetmiş biri olarak belki de bu hayatta en korktuğum şey birinin ( kim olduğu önemsiz) merhametine muhtaç olmaktır. Aslında bu bile bu duygunun vazgeçilmezliğine inancımın göstergesidir.

    Beğen

  5. Geri bildirim: Oku | MINDMILLS

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s