Coffee the Yorgun Savaşçı

Coffee’yle 2 gündür gezmelerdeyiz.

Dün yakın bir arkadaşımın kızıyla sosyalleşme ve bahçede koklaşıp oynaşma durumundaydı. Eve döndüğünde pek mutluydu. Bu mutluluk bu sabaha da sarktı. Sabah kalkar kalkmaz benim hazırlandığımı görünce aynı beklenti içine girdi. ‘Bugün nereye gidiyoruz?’ bakışları ve kapıda hazırolda bekleme pozisyonu.

Attım bagaja, düştüm yola.

Bugünkü ziyaretimiz de yine bahçeli ve üç kedili bir eve misafirlikti. Evde üç kedi olunca haliyle Coffee Bey bahçede takıldı önceleri. Bahçeye açılan cam kapının önünde Güneş, Tarçın ve Yusuf kedi kardeşler Coffee Bey’le karşı karşıya kalınca çıkan sesler, kabaran tüyler, kısılan gözler seyre değerdi. Biri sinip biri kabarıp öbürü inip kalkarken bir nevi Meksika dalgasını seyreyledik. Sakin mizaçlı, efendi oğlan kendini haf hof havhavlayarak ifadeden ulumaya çevirince, dedik kedileri yukarı, oğlanı içeri alalım, onun da gönlü olsun.

E noldu?

Kediler yukarıda bir odaya kapatıldı, bizim oğlan içeri alındı ama durdurabilene aşkolsun. Koklamadığı köşe bucak kalmadı, CD’lerin aralarından tut koltuk altlarına, kapı pervazlarından paspas altına dek. Sanırım bir 45 dakikayı böyle geçirmiştir. Sonunda yoruldu, kendini bir yere attı. Yalnız attığı yerin kedilerin mama kaplarının yanı olduğu gözümden kaçmadı.

O sırada evin küçük oğlu okuldan döndü. Aman da bir sevinç gösterileri, sırtını yaslayıp kendini sevdirmeler, söz dinlemeler..

Arkadan bir arkadaş daha geldi, ohoo oh, tam evlere şenlik oldu. Bizimki dedi ki ‘şimdi oldu, grup tamamlandı, kediler çatı arasına kapandı, ev bana kaldı, ben sahibime kaldım, artık ayaklarının üstüne yatıp şımarabilirim’

Yine de dağdan gelenin bağdakini kovması hoş olmadı tabi. Yukarıda isyan eden kediler miyavları basınca bizim oğlanı arabadaki küçük evine, bagaja, götürdüm, bir yarım saatliğine daha eve döndüm.

…..

Kalkma vakti geldi, Coffee’nin oyuncakları, mama kabı, tasması, bezi ıvırı zıvırı ne varsa topladım, arabaya yollandım. Bagaja bir baktım, boş!

Neeeaaaaa?!??!

Bir korku.

Bir çarpıntı.

Ve paralize olma anı.

Kafamdan hızlı hızlı akan düşünceler.

Arkadaki 2 pencereyi hafif aralık bırakmıştım. Ordan fırlamış olabilir mi?

Saçmalama!

Biri arabayı açıp götürmüş olabilir mi?

Gözümüzün önündeki arabadan nereye? Hayal görme!

Saniyeler içinde arkaya bak, arkaya bak derken buldum kendimi.

Bir baktım beyefendi yayılmış arka koltuğa, bir güzel de paltoma sarınmış, ooohhh kekaa.

Anında rahatlama.

Ama tepki bu değil, şu:

– Coffee!!! Napıyorsun, ne işin var senin burda?!

Kıpkırmızı gözlü, düşük bakışlar. Göz kapakları yarı açık. Ses yok.

Eeee, gözlerimi dinlendiriyoruuum?

– İn aşağı çabuk ordan.

Hrrmmppff, inmesem?

– Çabuk, in aşağı, çabuk çabuk çabuk!!

Öf, tamaaam!

Bagaja binilir, yola koyulunur, Coffee Bey yolu seyreyleme pozuna girer – SANIYORUM.

Hoop, bir baktım bagajdan arka koltuğa doğru yarı belinde bir tip yine.

– İn aşağı, çabuk in aşağı.

I-ıııh, iyiydi senin palto ya, hem kokun var hem sıcak, oohh kuzu kuzu.

Araba durdurulur. Aşağı inilir. Coffee aşağı indirilir çünkü arka koltuktan tekrar bagaja geçmemek için yere sinilir ve kıvrılıp yatılır! Bu sefer Coffee Bey bagaja kucakta çıkarılır. Yine bir parti homurdanılır. Bagaj kapatılır, direksiyona geçilir. Ve biraz da vicdan azabı çekilir.

Bilmeyenler için;

Coffee normalde arabanın bagajında yatmaktan çok memnun. Onun için adeta küçük bir kulübe orası. Bir yere gitmek ya da dönmek onun için o bagajda yolu seyretmek veya yayılıp boylu boyunca, köşeleme yatıp uyumak anlamına geliyor. Dolayısıyla bugünkü hareketi normal değil. Kedi heyecanına veriyorum.

Nitekim yol boyunca gıkı çıkmadan yatıp uyudu. Arada yol trafiklenip kamyon, otobüs aralarında kalınca ayaklandı, kafayı arka koltuk başlıklarının arasına soktu, dikiz aynasından bana bakışlar attı, ‘Dönüyoruz di mi?’ diye sordu. Sonra yine devrilip yattı, uykuya daldı.

Eve girer girmez bir koşu gitti içeriden oyuncak geyiğini getirdi. Bizim beye birtakım gösteriler yaptı, çok güzel bir gün geçirdiğini anlattı. ‘Bak sevgili sahibim babam, ben bugün böyle böyle kediler gördüm, onlara böyle böyle uludum’ deyip ‘awuuuuuu’ diye kafayı yukarı dikip bir uludu ki..Sende ne numaralar var be oğlum dedim.

Tüm bu atraksiyon sadece 10 dakika sürdü. Bizim bey yere inip kendisine sırnaşayım dediği dakika Coffee Bey derin uykuya dalmıştı.

Coffee the yorgun savaşçı.

Bugün çok yoruldu.

Ama köpeğin kediye karşı imtihanını hakkıyla tamamladı.

Geriye derin horultular kaldı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s