Aralık sonundan beri yoga yapmıyorum. Ne stüdyoya gidiyorum ne de evde yapıyorum. Bazen olur ya, bir atalet gelir insana. Bir türlü harekete geçemezsin. Düşüncelerin hareket olur, yaptım sanırsın, oysa yerinde sayıklarsın, öyle bir halde kalakaldım. Halbuki vücudum isyanda ne zamandır. Belim ağrıyor, kemiklerim çatırdıyor. Vücudumun sıcak esnekliği yerini katı, kuru, soğuk bir kalasa bırakmak üzere.

1.5 sene İstinye’deki Cihangir Yoga‘da süreklilik içinde çeşitli seviye ve içeriklerde derslere katıldıktan sonra belli bir yöne doğru ilerleyip derinleşmek istedim. Kasım ayında büyük bir hevesle Shadow Yoga eğitimine yazıldım. Ders saati benim için biraz riskliydi, sabah 07.00’deydi, ama o kadar istekliydim ve kafaya koymuştum ki ‘yaparım’ dedim.

Ben pek sabah insanı değilim. Bir kere akşam saatlerinde doğmuşum, güneş batarken. Tevekkeli sabah uyumayı, geç uyanmayı seviyorum. Afyonum öğleden sonra patlar, anca işlemeye başlarım. Ajanstayken tek başıma en verimli çalışma saatlerim 16.00’dan sonraydı. Zaten genelde iş 18.00’de bitmediği için o günkü gündeme göre ancak toparlanırdım.

Shadow Yoga eğitimi başlamadan bir hafta evvel bende bir kabuslar başladı. Sürekli derse geç kaldığımı görüyorum. Ders 07.00’de ya, ben 10.00’da gitmişim. (Yuuh!) Ve kendime çok kızıyorum, ‘hani geç kalıyorsun anladık, ama 3 saat ne demek yahu, 3 saat!!’ diyorum.

Bu arada bu derslere aç gitmemiz gerektiğini öğreniyorum. Eyvah! Bir panik atak daha.

Ben düşük tansiyonlu, aç kaldı mı eli ayağı titreyen, hatta bayılan bir tipim. (Her türlü mekanda bayılmışlığım var allaha şükür. Gece klübü, restoran tuvaleti, manikür, uçak, konsolosluk kuyruğu vs. Bir de yogayı ekleriz, yelpazemiz zenginleşir, aman daaa) Sabah o kadar erken kalkıp aç karnına yoga ha?

Kabuslarıma ne eklendi dersiniz? Hem derse geç kalıyorum (hala 3 saat) ve gittiğimde tabldot yemek çıkan bir yemekhaneye gitmem gerekiyor. Sürekli sulu sulu, tencere yemekleri görüyorum. Daha eğitim başlamadan bende bir kasılma. Dedim dur bakalım, bir başla da, ilk ders sonrası anlarsın hanyayı konyayı.

İlk ders itibarıyla rahatladım, kurgulanacak birşey kalmadı, eğitim gerçekleşti ve bütün kabuslar bitti. 1 ay boyunca hiç geç kalmadan tıkır tıkır derse gittim, evde çalışmaya devam ettim, arada dersten dönünce yatıp uyudum (e hala uykucuyum canım), ama bu ilk ayı kendimce çok iyi değerlendirdim, Shadow Yoga’yı da gayet sevdim.

İkinci ay eğitim Fındıklı stüdyoda olacak dediler, bir duraladım. Evet sabah 07.00’de kalkmak sandığım kadar zor olmadı ama evime 5 dakikalık bir yere gitmekle en az yarım saat mesafede bir yere gitmek düşündürdü. Yine de süreklilik ve kafaya koyduğumu yapma adına Fındıklı kursuna kayıt yaptırdım. Eğitim 3 Ocak’ta başlayacak, ben 1 Ocak’ta hasta oldum, 15 gün toparlanamadım, Fındıklı’daki kursa da başından gidemedim. 4 derse gidemeyince son iki derse gitmeye çekindim, Fındıklı’ya gitmek gözümde büyüdü, hatta bir gece evvel sabah erken kalkamamak için kendimi gece 02.00’ye kadar oturur buldum.

İnsanın aklına birşey düştü mü evren bunun cevabını veriyor. Sanırım en başından Fındıklı’ya gitmek istemedim, ama bunu ne kendime söyleyebildim ne de gitmeme fikrini kabul ettim. Bunun yerine bünye hasta oldu, gidebilme şansını bana tamamen kapadı. Ha bu arada da (kendime güvenmediğim için demek ki) Cihangir tarafında oturan bir iki arkadaşımı benimle gelsinler diye gaza getirdim. Onlar gitti, ben kaldım, iyi mi?

Bir yandan başladığın bir şeyi yarım bırakma suçluluğu, bir yandan derinleşeyim derken hiç yoga yapmamanın vicdan azabı. Hocamız Defne Suman, Shadow Yoga yaptığımız süre içinde başka tip yoga uygulamalarını yapmamamızı önerdi. Ben de bir umut belki sonraki ay devam ederim, bir inat bu sefer Fındıklı’ya da giderim diye diye kasıldım mı kasıldım, hiçbir şey yapmaz oldum.

Üçüncü ay kurs yine Fındıklı’da. Bu sefer bilinçli olarak yazılmadım, Fındıklı’ya gitmeyeceğimi biliyorum. İstinye’yi bekliyorum ama onun için bile kendime söz vermiyorum, akışa bırakıyorum. Kendi başına evde neden yapmıyorsun diyecekseniz. Benim için yoga hala toplu olarak paylaşılan, topluluk içinde kendimle kaldığım, kendimi tanıdığım bir olgu. O stüdyoya gitmek, gitmek için giyinmek, hazırlanmak. Ben yogaya henüz böyle hazırlanıyorum, bazı ‘araçlar’a ihtiyaç duyuyorum. Arada evde matın üstüne de çıkıyorum ama süreklilik evde değil, stüdyoda benim için. Stüdyoya giderken evde de yoga yapıyorum. Orası bitince ev de bitti ve bu döngüyü kırmak yogaya ara vermek demek oldu birden, sebebini böyle keşfettim.

Velhasılkelam, şeytanın bacağını kırayım artık diyerek bugün İstinye stüdyoya gittim. Stüdyo kalabalıktı, kimseyi farketmedim. Kendimi, bedenimi dinledim. Ve çok sevdiğim bir dil olan ‘yogaca’yı özlediğimi farkettim.

‘Sübtil’ hareketlerle bel kavisimi hissettim.

‘Uzuuuun’ bir omurgayla Tadasana’da durdum.

‘İiiiyyyice’ uzanıp yukardaki elimin ayasının içine baktım.

‘Teker teker’ omurgayı birbirinin üstüne ekleyerek doğruldum.

‘Pıt pıt pıt’ 10 ayak parmağımı yere vurarak 4 ayakta kaldım.

Al ki üç dört

Ver ki üç dört

A

U

M

Namaste.

2 thoughts

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s