Souad Massi ve İş Sanat’taki Yeni Nesil Konserler

Geçen Cuma akşamı Souad Massi konserine gittiğimizden bahsetmiştim.

Souad Massi, Cezayir asıllı, ağırlıklı Arapça, arada Fransızca şarkılar söyleyen, hoş bir müzisyen hatun. Sesinin rengi değişik, koyu kıvamlı. Oldukça derinden, gırtlaktan, bir o kadar da yumuşak ve pürüzsüz. Bir yandan aktvist bir kimlik. Ülkesini 1999 yılında terkederek Fransa’ya yerleşmiş ve müzik yapmaya, düşüncelerini müziğiyle aktarmaya gurbette devam etmiş.

Massi’yi keşfim 2005 yılında ajanstan bir arkadaşım sayesinde olmuştu. Sağolsun Erol ve bizim ‘intra-agency music trade’. Arada müzik arşivi değiş tokuş etmenin emsalsiz faydalarından bir örnek işte! Massi’nin ilk albümü olan Raoui’yi hemen sevmiş, CD’sine el koymuştum. Ortadoğu ezgileri, zengin saz, ud, vurmalı çalgılar, Souad Massi’ye eşlik eden yanık ve tok sesli erkek vokaller. Arapça yanında bir de romantik fransızcayla, özellikle Paris şarkısı beni benden almıştı. E, ne de olsa 1 sene Paris’te yaşamışlığım vardı. Paris’ten memlekete döndüğümde dinlemeye başladığım ‘Rai’ genre’ı altındaki arap asıllı fransız müzikleri ve de R&B/Hiphop parçalar (misal Lauryn Hill) benim çevremde ‘sen gerçekten Paris’te miydin ayol?’ sorularına yol açmıştı. Neyse, bu başka bir hikaye. Amma velakin benim World Music’e olan merakım buralarda gelişip serpildi. Souad Massi’yi keşfedip kadının tam benim Paris’te yaşadığım senelerde oraya yerleştiğini ve dönmemin akabinde ünlendiğini öğrenince de ayrı bir duygusal bağ oluşturdum haliyle. Benden daha çok World Music meraklısı bey de ablayı sevince biz kendisinin takipçisi olduk. Raoui albümünden sonra Deb ve Mesk Elil albümlerini de Amazon’dan siparişle severek dinledik.

Bu şekilde takip ettiğimiz müzisyenlerin memlekete gelip konser vermesi söz konusu olduğunda mümkün olduğunca gidip canlı dinleme fırsatını yakalamaya çalışıyoruz. Konser, sahne performansı dediğin bambaşka birşey. Souad Massi’nin İş Sanat’a geleceğini İş Sanat bülteninden görünce 1.5 ay öncesinden hemen biletleri kaptım, iyi bir lobi yaparak 7 arkadaşımı da konsere sürükledim.

Konserden Souad Massi ve arkada çalan ekibi anlamında çok memnun kaldık. Evet, o buğulu ses gerçek ve enfes. Seyirciyle diyalog var, şarkılarda duygu var. Kimisinde hüzünleniyorsun kimisinde el çırpmadan duramayıp sürekli omuzları oynatıyorsun. Dolayısıyla benden ve sürüklediğim 7 arkadaşımdan Souad Massi ve ekibine 10 puan!

Bu tip seyirciyle diyalog isteyen, sanatçı ve seyirci arasında belli bir samimiyet ve hareket serbestisi ihtiyacı doğuran konserlerin mekan seçimlerinin de çok önemli bir yer tuttuğunu düşünüyorum.

İstanbul’umuz bir metropol. Kültür sanat aktivitelerinde dört nala koşuyor. Biz takipçiler bayılarak bunun keyfini çıkarıyoruz ve hiç durmasın, artarak devam etsin istiyoruz. Ve fakat mekan eksikliği ciddi bir sorun. Klasik müzik konseri için de bu tip yeni nesil veya etnik kökenli performans gerektiren müzikler için de aynı mekanların kullanılması ‘zorunluluğu’ (çünkü alternatifi yok) anlamsız bir kasıklık ve ruhsuzluk getiriyor.

Souad Massi konserinin İş Sanat’ta olmasında da aynı kasıklığı yaşadık. Neden?

İş Sanat, çok güzel ve özel bir konser salonu. Şimdiye kadar da ağırlıklı olarak klasik müzik, klasik caz müziği dinlemeye, arada cabaret tarzı performansları seyretmeye giderdik. Ve çok da yerinde olurdu. Çünkü burası klasik bir konser salonu.  Daha bir ciddiyetle yerinde oturarak seyrediyorsun. Susuyorsun. Fazla heyacanlanıp ayağa kalkıp dansetmiyorsun veya sanatçıyla böyle bir diyalaoga girmiyorsun. Belli bir saygı çerçevesinde ve tabi keyifli müziği, gösteriyi izleyip, sonunda alkışlar, bisler vs ile geceyi sonlandırıyorsun. Dolayısıyla bu tip etnik veya yeni nesil caz, modern müzik tanımı altındaki konserlerde mekandan kaynaklı bir gerginlik oluyor sanatçı ve seyirci arasında. Souad Massi konserinde de bunu hissettik. Her seferinde ‘Hadi ama elleri görelim’ ya da ‘Eğleniyor musunuz? Keyfiniz yerinde mi? Gerçekten mi? Değilse gidebiliriz bakın’ gibi şakayla karışık ciddi espriler döndü. Allahtan kadın ve ekibi kasık olmadığı ve müzikleri çok keyifli olduğu için gayet yumuşak bir havada geçti gitti.

Bu kasıklığı ilk Madeleine Peyroux konserinde yaşadık geçen sene. Madeleine Peyroux Kanadalı bir caz vokalisti. Klasik caz da söylüyor nu jazz da. Yeni albüm çıkarıp gelmiş, tanıtım turnesinde. Kadın mekanın büyüklüğünden midir, oturma düzeni tek yön seyretme kültüründen midir, yoksa mekanla ilgili kendi cehaletinden midir, sessiz dinleme politikasıyla belli bir saygı çerçevesinde konseri izleyen seyirciyi öyle bir gerdi öyle bir gerdi ki çıkışta dedik ki bu konser Nardis gibi bir yerde olmalıymış. Hani böyle intim, küçük, samimi, sanatçıya dokunabileceğin, hissedebileceğin kadar bir mesafede, seninle aynı seviyede, düzlemde bir mekanda. Bu kötü örnek.

Bir de bunu sanatçının lehine çevirdiği iyi bir örnekten bahsedeyim. Geçen ay yine aynı mekanda Imam Baildi konserine gittik. Imam Baildi da Yunan bir müzik grubu. Müziklerinin tarzı eski, 40’ların, 50’lerin yunan müzikleri alıp bunları rumba, salsa, hiphop tarzında yeniden yorumlamalarından oluşuyor. Adamlar sahneye çıktıklarında zaten böyle genç, enerjik, oynak ve yaratıcı bir ekibin böyle bir mekanda ne işi var dedik. Fıkır fıkırlar, gençler, capcanlılar ve sürekli seyirciyi ayağa kaldırmaya çalışmaktalar. Konserin ortalarında dediler ki ‘Biz böyle mekanlara alışık değiliz. Yanış anlamayın, burası harika bir salon, koskocaman ve sizler de gelmişsiniz bizi izlemeye, inanamıyoruz burayı böyle doldurduğumuza. Ama biz klüplerde, barlarda söylemeye alışığız. İzleyiciler ayağa kalkıp bizimle söylemeden, dansetmeden yapamayız, hadi şimdi siz de hep birlikte’ vs gazıyla bütün salonu konserin sonunda öyle bir gaza getirdiler ve öyle eğlendirdiler ki bırakın seyircinin ayağa kalkıp alkış tutmasını, salonun yarısı sahnede grupla birlikte kıvırt kıvırta oynuyordu. Bu da diğer uçtaki bir örnek. Bu konseri de Babylon, Ghetto, Salon gibi bir mekanda seyretmeliydik, ayakta olmalıydık, dansedebilmeliydik, zıplayabilmeliydik dedik.

Velhasıl kelam, İş Sanat’ın son bir iki senedir oluşturduğu etkinlik profilinde bir değişiklik olduğunu farkediyoruz. İçerik itibarıyla da biz oldukça memnunuz. İyi ki böyle sanatçıları getiriyorlar ve bizimle buluşturuyorar. Ama eğer bu etkinlik çeşitliliği ve zenginliği sürecekse bu mekanla ilgili birşeyler yapılması lazım. Olmuyor, olamıyor. Sanatçı da seyirci de mekan gereği bambaşka ruh halleri ve beklentilerde oluyor ve her zaman aradaki buzlar kırılıp gecenin keyfi çıkarılamıyor.

Naçizane öneri;

Alternatif mekan yaratmak. Varolan mekan klasik müzik, klasik caz vs türevindeki konserler için biçilmiş kaftan. Yeni nesil performanslar için başka bir ruha ihtiyaç var. Yeni mekan şart.

Ya da bu mümkün değilse;

Bu tip konserler için salondaki oturma düzeninin kaldırılıp burasının ayakta durulabilecek (Bkz. Babylon, Salon İKSV) ve sanatçıyla diyaloga girilebilecek, samimi bir ortama dönüştürülebilmesi. İmkansız değil, neden olmasın?

İstanbulumuzun sanat etkinliklerini seviyor ve ilgiyle takip ediyoruz. İş Sanat’ı da bu anlamda ayrı bir yere koyuyoruz ama artık bu tip konserlerde bilet alırken mekan konusunu da düşünmeden edemiyoruz.

Günün sonunda, ne varsa güzel müzikte var diyerek bu uzuuun yazımı sonlandırıyorum.

Bu bağlamda bahsettiğim 3 performanstan da birer örnek koyuyorum.

Souad Massi’den Khalouni

Madeleine Peyroux’dan Dance Me to the End of Love

Imam Baildi’dan To Diko Sou Marazi

Keyifli dinlemeler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: