Duygusal Yazı 3: Kavuşma

Dün büyük gündü. Gandalf’ın sahibesi hanımın, nam-ı diğer ‘küçük görümcemin’ memlekete dönüşü ve havaalanından direkt bize gelişinin günü.

Evdeki durumda bir fark yoktu. Oğlanlar beyle sahilde uzun yürüyüşlerini yaptılar (benim astroloji eğitimi günü olunca sabah vardiyamı beye devrettim ve tabi güne oğlanlarla başlayamamanın eksikliğini hissettim), öğleden sonra uykularını çektiler, ben eve dönünce heyecanlı neşeli karşılamalarını yaptılar, sonra köşelerine çekilip horultulu sızıntılı şekerlemelerine döndüler.

Oysa ki bizim halet-i ruhiyede fark vardı. Arada bir ‘Hazır mısın Gandalf efendi?’ ‘Gidiyor musun Gandalf bey?’ ‘Kim geliyormuş bakalım Gandalf, kim geliyormuş, kim geliyormuş hııı hıı?’ sorularını sorarken buluyorduk kendimizi. Bunu kime sorduğumuz pek belli değildi. Gandalf’a doğru ortaya atılan bu sorular hava asılı kalırken cevap okları bizi gösteriyordu. Bizdeyse cevaplar sessiz ve derinlerdeydi.

Benim içimde bir düğüm, bir nevi sıkıntı, telaş. Sanki yetişecek bir yerim, yapacak çok işim vardı da çok az vaktim kalmış, birçok şey yapmam lazım hissiyatı. Sakin sakin otururken birden kalkıyorum, bir bakıyorum şuursuz bir ortalık toparlama tribine girmişim. Allah allaah, halbuki kitap okuyordum gayet heyecanlı. Naptığımı unutuyorum. Ben bişey yapıyordum, ama ne, deyip salona geri döndüğümde açık kalmış kitabı görüp ayıyorum. Sonra kısa zaman aralıklarına sıkıştırılmış bir öpüşme koklaşma operasyonu, biraz yerde sıcak karna yatma, birini okşarken öbürünü çağırma, onu çağırırken diğerine sırnaşma durumları, oğlanları birbirine vurdurmalar oynatmalar. Bu arada ikisinde de birbirine karşı bir sevgi seli var ki sorma gitsin. Burundan öpüşmeler, kuyruktan itişmeler, daracık sehpa aralarına birlikte sığmaya çalışmalar, aynı anda bir beni bir beyi yalamaya çalışmalar. Hummalı ve kolektif bir çalışma.

Yemeklerini yedirdik. Akşam yürüyüşlerini hallettik. Geceyi ettik. Başladık beklemeye.

Geceyarısına doğru kapıda ufak bir tıklama. Uykularından uyanan oğlanlar -tüm terbiye alıştırmalarına rağmen- o sersemlikle havhavhavhav diye ok gibi kapıya fırladılar.

-Evet, geçin yerinize, oturun, bekleyin bakalım!

Parmak şıklatıyoruz, Coffee önde, Gandalf bir adım arkada, her zamanki kapı karşılama komitesi olarak oturup girişte yerlerini aldılar.

Kapıyı araladık, görümcenin silüetini gördük. Sahibe hanım içeri bir adım attı, orda kaldı. Gözler yaşlı.

Oğlanlar tezahürata başladı. Eve yeni biri geldi, titrek titrek koklamalar, hafif iki ayak üstüne çıkmalar, yuvarlak daireler çizen kuyruklarla birbirleriyle yarış durumundalar.

Gandalf’ta henüz Coffee’den farklı bir sevgi gösterisi yok, klasik eve misafir geldi heyecanı.

Görümce hala kapı girişinde, kapı açık, donakalma durumu devam.

-Gel içeri hadi, içeride sevişin.

Ses yok.

-Hava soğuk, hadi gel otur şuraya.

Evet, hava gerçekten soğuk ve kızcağızın üstünde bere, kaşkol, kaban, kat kat, soğan mı soğan.

İçeri girip girişteki sandalyeye çökülür, hafiften bere, kaşkol çıkarılır ve..

Gandalf birden kimin geldiğini farkeder, deliye döner.

Donup kalma sırası bizde.

O koca ıslak burnuyla kızın kafasının üstüne çıkar, kulaklarından saçlarından titreyerek, sağa sola çarparak koklamaya başlar, kafayı saçların arasına sokar, kulaklarını, yüzünü yalar yalar yalar, ön patilerini görümcenin kucağına atar, neyi varsa yoksa kendini kızın içine sokmaya çalışır, kuyruk durmaz çarpar çarpar çarpar.

Bizde sessiz seyr-i alem devam.

Coffee bu tezahürat karşısında kendi yere, pardon görümcenin ayaklarının hemen üstüne doğru atar, iki patisiyle kafasını sıkıştırarak kendini parçalar, ‘beni de sev ama bak beni de beni de’ nidalarına yatar. Boynuz kulağı geçer, duygusallık göğüsten yukarı doğru çıkar, kafadan yukarı taşar taşar.

Görümceden ilk ses çıkar:

-Naptınız buna? Beni özlememiş bu, lord olmuş, kibar olmuş!

Üzüm üzüme baka baka kararır derler. Ateşli alevli halet_i ruhiyeli, yanarlı dönerli, alev topu renkli Gandalf, sakin sessiz, tipi pamuk ruhu daha pamuk, beyazlı benekli, kahveli Coffee’yle düşe kalka kibar mı olmuş, yoksa aynı bizim 2.5 aydır uyguladığımız taktikle hemen kendini koyvermemiş midir, bilinmez. Ağzı olsa da konuşsa dersen, gerek yok, bakışlar her şeyi anlatır aslında, yeter de artar.

Biz Gandalf’ı bize geldiğinden beri bu kadar heyecanlı, duygulu, nerdeyse gözü yaşlı görmemiştik. Küçük at, arap atı misali geç açıldı, haliyle sahibesinde daha fazla duygusal patlama yarattı. Bizim patlamalara pek girmek istemiyorum. Sönmüş volkan tadında tutmaya çalışıyorum.

…..

2.5 ay sonra ilk defa Gandalf ve Coffee ayrı yattılar dün gece. Coffee kendi yatağında, her zamanki krallığında, sere serpe, horlaya gırlaya, Gandalf da anasının dizinin dibinde, yan odada, şiltesinde kafasını okşata okşata.

Sabah ikisi de mutlu, huzurlu, kendi yataklarında, ne yanımıza gelip kaldırdılar ne mıyırdanıp ağladılar. Onlar da bizimle huzura teslim oldular.

2 Replies to “Duygusal Yazı 3: Kavuşma”

  1. Bunu okuyunca köpeğim olsun istedim canım. Ne güzel anlatmışsın!

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: