Sonbaharda Şehir

27 Eylül 2014 — 3 Yorum

Sonbahar bana şehirde yaşamayı hala neden sevdiğimi hatırlatıyor.

Konserler.

Filmler.

Sergiler.

Etkinlikler.

Hayata kültürel anlamda karışmak için fırsat bolluğunun ganileştiği zaman.

1 Filmekimi başlıyor. Continue Reading…

Astrolojik yılın ikinci yarısına ulaştık. 21 Mart’taki taptaze yeni yıl başlangıcının ikinci altı ayına dün, 23 Eylül’deki ekinoks günüyle girdik. Bu sabah ise bu ikinci yarıya dair ilk Yeniay’ı deneyimliyoruz.

Koç’la ben diyerek, girişimde bulunarak, sahaya atılarak çıktığımız yolu geçen tüm altı ay boyunca diğer arketiplerin temsil ettikleriyle aylık döngüler halinde yaşadık. Kendi dünyamıza dair, bireysel çalışmalardaydık.

Şimdi Terazi dönemi başladı. Artık biz deme, karşımızdakini kaale alma, ilişki kurma, ilişki içinde dengelenme ve bunu karşı tarafla birlikte kotarma zamanındayız. Terazi’den bir sonraki Koç zamanına, yeni yıl döngüsüne kadar bu paylaşma eksenini devam ettireceğiz. Şimdi ikili ilişkilerde, kış itibarıyla daha toplumsal boyutta. Continue Reading…

Çıplak

23 Eylül 2014 — 1 Yorum

Çıplak doğuyoruz, çıplak ölüyoruz.

Doğum ve ölüm arasında giyiniyoruz.

Giyinik yaşıyoruz sonra.

Katman katman.

Ailemizle temellerimizi giyiniyoruz. Okulla öğrendiklerimizi giyiniyoruz. Çevremizle yaşam biçimini giyiniyoruz. Toplumla aidiyeti giyiniyoruz. Dünyayla insanlığı giyiniyoruz. Evrensel düzleme vardığımızda bütün giysilerin altındaki çıplaklığımızı yeniden görüyoruz, başlangıç noktasına dönüyoruz. Oraya varırsak. Continue Reading…

Aldatmak

19 Eylül 2014 — 6 Yorum

Aldatmak nerde başlar?

Zihinde mi, bedende mi? İlişki içindeki kişide mi, kişinin kendi kendiyle ilişkisinde mi?

Bir tane cevap vermek mümkün değil belki. Lakin toplumsal olarak kabul edilen, sözlük anlamıyla tanımlanan ‘aldatmak’ yalan söylemekle başlayıp yanıltmak, sözünü tutmamak, iğfal etmek, baştan çıkarmak, avutmak, sadakatsizlik ve ihanet etmekle sonlanabilir.
Continue Reading…

Hakikat

17 Eylül 2014 — 3 Yorum

Nedir bir insanın hakikati?

Çalışıp üretmeyi seven birisi için işi, rutinleri midir?

Ya da paylaşmaktan beslenen biri için arkadaşları, çevresi, iletişimi midir?

Kendi hakikatimizi varoluşumuzla rahat ve barışık olmak, rağmensiz yaşamak diye tanımlayabilir miyiz?

Fotoğraflara yansıttığımız, dilimize doladığımız, dost meclislerinde sofralara taşıdığımız, mecra mecra paylaştığımız ya da özellikle paylaşmadığımız, sakındığımız, kendimizi tamamen kapattığımız ne varsa bunlar mıdır bizim hakikatimiz? Kendi hakikatimizin dışına çıkıp uzaktan bir gözle bakabilir miyiz? Ne görür ne söyleriz? Resimlerden, sözcüklerden, yapışlardan temelimizi anlayabilir, kökümüze inebilir miyiz? Yoksa görmek istediğimizi görür, olmasını tercih ettiğimizi teyit eder, olagelmişi kabul ettiğimizle devam mı ederiz? Continue Reading…