Sevgi nasıl bir kavramdır? Nötr mü? Olumlu mu? Olumsuz tarafı var mı? Herkesin sevgi anlayışı kendine has ve eşsizken, tüm bu kişisel yorumların üstünde anlamı tam olarak ne barındırır?

Dün romanlar, kitaplar, felsefe, din, sanat, resim, astroloji, mitoloji üstüne bol tartışmalı, çok konuşmalı, zevkten dört köşe olmalı bir arkadaş toplantısında insanın hayatta tutunduğu, ihtiyaç duyduğu bazı kavramlar üstüne konuşurken kendimizi sevgi üstüne farklı görüşleri savunur, bakış açımız doğrultusunda savlar üretir, örneklemeler verir bulduk. Mars Terazi’de iyi anlamda çalıştıkça çalıştı, susmadı, iradesini ortaya koydurdu bize. Kavga etmeden, ilişkiyi koparmadan, tartışarak, ilişkide mücadeleyi göstererek, gerektiğinde ayağa kalkıp fizikselleşerek, yeri geldiğinde yerine mıhlanıp kıpırdamadan, sözü sakınmadan, sürekli devam ederek. Herkesin Mars’ı kendi ekseninden çarpıştı tabii. Öyle bir noktaya geldik ki karşılıklı olarak bir ikna sürecine girip iki tarafın da birbirini ikna edemeyeceği, ancak kulak kabartıp dinleyebileceği ve inandığı şekilde yoluna devam edebileceği bir noktada bıraktık.

O noktayı koymak beni kesmedi. Taraflar üstü AYM’ye başvurur gibi Türkçe sözlüğe dönüp bakma ihtiyacı hissettim.

Okumaya Devam Et…

Boga3 Boga1 Boga2

 

Değiştin

16 Nisan 2014 — 2 Yorum

Değiştin sen. Eski sen değilsin. Hala sensin, neysen osun ve değilsin. Başkasın. Evrilmiş, türemiş, ilerlemiş bir sensin. Yoksa gerilemiş mi?

Bak şimdi, düşün. İlkokul zamanı teneffüste yokuş aşağı zembereğin boşalmış koşarken tökezleyip düşmüşsün. Kalın külotlu çorabın yırtılmış, altındaki dizinin derisi de bir güzel kalkıp kanamış. O düşmeyi unutmuşsun, ama dizinde izi kalmış. O düşmeden önceki senle sonraki sen bir misin?

Sevgilinle atışmışsın bir gün. Yetmemiş, kavgaya tutuşmuşsun. Ağızdan çıkanlar ortalığa saçılmış. Kimisini toplayabilmişsiniz kimisi havada öylece asılı kalmış. İlişkin belki orda nefeslenmiş, yeni bir viraj almış, belki de tamamen bağımsızlaşmış, ipler kopmuş. O kavgadan önceki senle sonraki sen hala bir misin?

Okumaya Devam Et…

Tutulmalarla ilgili en hoşuma giden olgulardan biri geçmişe dönüp bakmak, konuları hatırlamak, o günden bugüne neyi taşıdığımı, taşımadığımı, elimde, avucumda, kucağımda tekrar ve yeniden nelerin olduğunu bulmak.

Yarın sabah, 15 Nisan 2014 günü Türkiye saatiyle 10.42′de Terazi-Koç aksında gerçekleşecek önemli bir Ay Tutulması var. Ay Tutulması demek Dolunay zamanı demek. Her Dolunay’da olduğu gibi birtakım şeylerin açığa çıkma, ürün verme, kendini ortaya koyma zamanı. Dolunay aynı zamanda bir dönemin sonu. Karar verme, yol ayrımında olma, içten içe gerginlik taşıma, kararsız kalma, isteklerle ihtiyaçların bizi bir o yöne bir diğerine çektiğini hissetme zamanı.

Okumaya Devam Et…

Ateş dönemine girdiğimizden midir, Dolunay’a yaklaştığımızdan mıdır, annemin durumundan mıdır, yoksa genel midir nedir, kafam dağınık yazmak konusunda. Hatta sadece yazmak da değil, yapılacaklar, düzenlenecekler, işler güçler. Bir insan kafasına not alabilir mi kardeşim? Hah, işte benim yapmaya çalıştığım bu. Sürekli aklımın bir köşesine notlar notlar notlar. Seans zamanlarını ayarla. Oda eksiklerini tamamla. Bahar hazırlıklarını yarıla. Mutfak yenilemelerini unutma. Yaz bunları bir kenara, aman yaz sallama.

Kafa böyle olunca her blog başına geçip yazmayı planladığım konuya odaklanmaya çalıştığımda içim sıkıldı, bıraktım yazmayı, kaydettim taslağı. O anda ne varsa ona döndüm, dökülmeye başladım. Geçen hafta bir, bu hafta iki. Biriken taslaklar yapılmamış ödevler gibi içime dert oldu.

Misal, iki kitap üstüne başladığım taslak yazılarım yarım bırakılmış halde masa üstümden bana bakmaktalar. Biri Haruki Murakami Zemberekkuşu’nun Güncesi, diğeri Yekta Kopan Aile Çay Bahçesi.

Okumaya Devam Et…