Değiştin

16 Nisan 2014 — 2 Yorum

Değiştin sen. Eski sen değilsin. Hala sensin, neysen osun ve değilsin. Başkasın. Evrilmiş, türemiş, ilerlemiş bir sensin. Yoksa gerilemiş mi?

Bak şimdi, düşün. İlkokul zamanı teneffüste yokuş aşağı zembereğin boşalmış koşarken tökezleyip düşmüşsün. Kalın külotlu çorabın yırtılmış, altındaki dizinin derisi de bir güzel kalkıp kanamış. O düşmeyi unutmuşsun, ama dizinde izi kalmış. O düşmeden önceki senle sonraki sen bir misin?

Sevgilinle atışmışsın bir gün. Yetmemiş, kavgaya tutuşmuşsun. Ağızdan çıkanlar ortalığa saçılmış. Kimisini toplayabilmişsiniz kimisi havada öylece asılı kalmış. İlişkin belki orda nefeslenmiş, yeni bir viraj almış, belki de tamamen bağımsızlaşmış, ipler kopmuş. O kavgadan önceki senle sonraki sen hala bir misin?

Okumaya Devam Et…

Tutulmalarla ilgili en hoşuma giden olgulardan biri geçmişe dönüp bakmak, konuları hatırlamak, o günden bugüne neyi taşıdığımı, taşımadığımı, elimde, avucumda, kucağımda tekrar ve yeniden nelerin olduğunu bulmak.

Yarın sabah, 15 Nisan 2014 günü Türkiye saatiyle 10.42′de Terazi-Koç aksında gerçekleşecek önemli bir Ay Tutulması var. Ay Tutulması demek Dolunay zamanı demek. Her Dolunay’da olduğu gibi birtakım şeylerin açığa çıkma, ürün verme, kendini ortaya koyma zamanı. Dolunay aynı zamanda bir dönemin sonu. Karar verme, yol ayrımında olma, içten içe gerginlik taşıma, kararsız kalma, isteklerle ihtiyaçların bizi bir o yöne bir diğerine çektiğini hissetme zamanı.

Okumaya Devam Et…

Ateş dönemine girdiğimizden midir, Dolunay’a yaklaştığımızdan mıdır, annemin durumundan mıdır, yoksa genel midir nedir, kafam dağınık yazmak konusunda. Hatta sadece yazmak da değil, yapılacaklar, düzenlenecekler, işler güçler. Bir insan kafasına not alabilir mi kardeşim? Hah, işte benim yapmaya çalıştığım bu. Sürekli aklımın bir köşesine notlar notlar notlar. Seans zamanlarını ayarla. Oda eksiklerini tamamla. Bahar hazırlıklarını yarıla. Mutfak yenilemelerini unutma. Yaz bunları bir kenara, aman yaz sallama.

Kafa böyle olunca her blog başına geçip yazmayı planladığım konuya odaklanmaya çalıştığımda içim sıkıldı, bıraktım yazmayı, kaydettim taslağı. O anda ne varsa ona döndüm, dökülmeye başladım. Geçen hafta bir, bu hafta iki. Biriken taslaklar yapılmamış ödevler gibi içime dert oldu.

Misal, iki kitap üstüne başladığım taslak yazılarım yarım bırakılmış halde masa üstümden bana bakmaktalar. Biri Haruki Murakami Zemberekkuşu’nun Güncesi, diğeri Yekta Kopan Aile Çay Bahçesi.

Okumaya Devam Et…

Bak sevgili okuyucu, hiç söylemiyorsun. İçimiz kurudu, kulağımızın pası tuttu, uyarmıyorsun.

Kendimizi okumaya, yazmaya, bilmeye, daha çok bilmeye, düşünmeye, eleştirmeye, eleştirel düşünceye, analiz etmeye öyle verdik, kendi dışımıza öyle kapılıp gittik ki, ruhun gıdasını unuttuk, ne suladık ne toprağına baktık.

Venüs Balık burcuna girdi şükür. Yüceldiği, kendini rahat ifade ettiği yerde. Jupiter zaten Yengeç’te. İki birbiriyle anlaşan, konuşan gezegen parıl parıl parladıkları, şifalı çalıştıkları, enerjilerini rahatça akıttıkları konumdalar. Nisan’ın ikinci yarısı itibariyle de babalar babası Satürn’ü de Akrep’te kollarına takıp bu şifayı gerçekleştirme, yapılandırma namına daha da güçlü olacakları zamana işaret etmekteler. Nisan ayının dinamik, gerilmeye, öfkelenmeye, direnmeye açık güçlü enerjilerinin karşısında yumuşatıcı, tatlı bir katkı bu.

Kışın okuduğum Tom Robbins’in Sıska Bacaklar‘ında Raoul’un bestelediği parçanın sözleri gibi içim bu sıralar.

Kalbim bir üçüncü dünya ülkesi

Senin aşkın İsviçre’den gelmiş bir turist

İşte ben de bu ayrı dünyanın insanlarının aşkı gibi içten içe bir Ortadoğu’da bir kuzey kutbunda hissediyorum kendimi. Bir çok sıcak, cayır cayır yanan, bir buz gibi, kaskatı, soğuktan donan.

Bugün şifa niyetine bölgesel bir besleyici seçtim. Türk, Fransız ve İsrailli üç kişiden oluşan sokak müzisyenleri Light In Babylon’dan gelsin günün besini. Hinech Yafa. Grubun Bandcamp’teki albümlerine burdan ulaşabilirsiniz.

 

 

Efendim ben yemek yapmayı sevmem. Pek de bilmem. Şükür makarna, yumurta, pilav seviyesinde değilim – ki pilavı kıvamında yapmayı Coffee sayesinde, geçtiğimiz 3 sene içinde becerdim. Velhasıl evde mutfağın şefi, yemeklerin hakimi ben olmasam da iyi yemeği severim, tadını çıkarırım, ama benimkisi üzümünü yiyip bağını sormama kıvamındadır, bu konuda çok netim.

Bey’le beraber olmaya başladığımızda yirmili yaşların sonundaydım. Her ne kadar işin daha başından mutfağa yaklaşımımı açık bir şekilde ortaya koymuş olsam da arada sırada kendimi mutfakta bulurdum. Her mutfağa girdiğimde kan çıkardı. Nasıl çıkmasındı ki? Tepemde yemek konusunda ukala dümbeleği, çenesi durmaz, her santime müdahil bir adam (işinin ustasıdır, eyvallah, ama adamı çileden çıkarır), içimde yiğitliğe bok sürdürmeme edasında, kuyruğu havada, gururu tavanda gergin bir kadın. Onu öyle mi soyucan, ötekini öyle mi kıyıcan, bu akşam ne yemek yapıcan? Bu bizde bu böyle yapılır, anneannem böyle ıslatır, babaannem böyle kızartır. Can-cen sorularına dır-tır cevapları dizi dizi giderdi maşallah.

Okumaya Devam Et…